mixxt

mixxt üyesi değil misin?

mixxt'e hoş geldin!

BEKTAŞİ İLMİHALİ(EVRAD,EZKAR,ABDEST VE NAMAZ

link this post 07.02.2009 yazıldı
  • To top
Hacı YILMAZ


Türk Kültürü ve Hacı Bektaş


Veli Araştırma Merkezi uzmanı


Sunuş



Necip Asım, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesidir. Türk dili ve tarihi üzerindeki araştırmaları ile tanınmış olan Necip Asım, Kilisli Balhasanoğulları isimli eski bir sipahi ailesine mensuptur. 1861’de Kilis’te doğmuştur. Kendisi Harbiye Mektebi’nden mezundur. Miralaylığa kadar yükselmiş, bu makamdan emekli olmuştur. Emekli olduktan sonra Türk tarihi ve dili öğretmenliği yapmıştır. 1927 yılında Erzurum Milletvekili seçilmiştir. Necip Asım, özellikle İkdam gazetesindeki Türkolojiye ait ilmi neşriyata katılarak, Türk dili ve tarihi ile ilgili makaleler yazmıştır. Bunun yanında Türk Yurdu,




Edebiyat Fakültesi Mecmuası, Türkiyat Mecmuası gibi dergilerde de yazılar yazmıştır. Onun en önemli çalışması, XII. yüzyıl Türk ediplerinden Edip Ahmet’in “Hibetü’l-Hakayık” isimli eserini okuyup, 1918’de İstanbul’da neşretmesidir. Daha önce Şemsettin Sami tarafından dilimize çevrildiğini bildiğimiz “Orhun Abideleri” de Türkiye’de ilk defa 1921 ‘de Necip Asım tarafından yayınlanmıştır.


Kendisi eski metinler üzerinde de çalışan yetkili bilim adamlarındandır. Bir çok kitabı yayına hazırlamış ve bilim dünyasına tanıtmıştır. Elinizdeki kitap onun imzasını taşıdığı için güvenle yayınlanacak kitaplar arasındadır. Ancak yazan elindeki eserin hangi kütüphanede olduğunu belirtmemiştir. Bu iki belge kendi özel kütüphanesinde mi yoksa aldığı kişiye iade mi etti bilemiyoruz. Eğer iade edilmiş ve yok olmuşsa bu konudaki önemli belgelerden birisi kaybedilmiş olacaktır. Bu bakımdan Necip Asım’ın hazırladığı bu metin, Alevî ve Bektaşî erkânnâmeleri konusunda önemli bir belgedir. Araştırma Merkezimiz bu tarz belgeleri orjinali olmadan yayınlamamaya özen göstermektedir. Ne var ki, Necip Asım gibi bir bilim adamının imzasını taşıyan bir eserin güvenilirliğinin kuşku götürmeyeceğine inanıyoruz. Yine de yorum değerli okuyucularımıza aittir.










Saygıdeğer okuyucularıma,






Geçenlerde muhterem arkadaşlarımdan birisi emanet bir kitap vererek dikkatle incelememi tavsiye etmişti. Bunu okurken akrabadan birisi de bir kitap getirerek bana hediye etti. Bu iki nüshanın da aynı tarihte yazıldığını ve aynı kişinin eseri olduğunu karşılaştırdıktan sonra anladım. Her ikisi de orta büyüklükte yüz yirmi yedi yapraklıdır. Sayfaları yirmi bir satırdan ve her satır da altı-yedi kelimeden oluşmaktadır. Kitap esasen siyah mürekkeple yazılmış ise de önemli yerlerde kırmızı mürekkep kullanılmıştır.


Bu kitap iki kısımdan oluşmaktadır: Baştan yetmiş sekiz yaprağı evrad(dualar) ve ezkar(zikirler) ve bundan sonrası âdeta bir ilmihalden ibaret olduğundan risaleye bunu isim olarak seçtim. Kitabın adı yoksa da, seksen dördüncü yaprağın arka sayfasında yazarının “Mehmed Seyfeddin ibn Zülfikârî Derviş Ali” olduğu ve bu zatın da seksen üçüncü yaprağın arka sayfasında ;


“İmdi azizim, nurum, cennet mekan firdevs-i âşiyân , rahmetullahi aleyhi müsteân, şeriatlu, hakikatlu, marifetlu, tarikatlu, reşadetlu , fütüvvetlü, âl-i himmetlu, serefserim, mürşid-i kâmilim, sebeb-i necâtım, mağfiretpenâhım, huzur-u Muhammed Ali’de peştpenâhım, bütün deminde destgâhım, azizim, efendim, kutbu’l-ârifîn, gavsu’l-vâsilîn, kuddise sırruhu’l-âli, vâsıl-ı ilellah, elvâliyu’l-veli yani vekil-i Hazreti pîr Hünkâr Hacı Bektâş Velîyyü’l-Horasânî efendimiz Hazretlerinin vekilleri ağnî bihi İbrahim Enverî Baba efendi Rahmetullahi aleyh es-Samadânî efendimiz Hazretlerinin kâide-i uslûb-u farîza-i cenâb-ı bârî ve sünnet-i seniyye-i Hazret-i cenâb-ı Muhammedî ve kavl-i cenâb-ı Hazreti emîru’l-mü’minîn, imamü’l-müttekîn, esedullah Ali ve rusum-ı kavâid Hazreti mezheb pâk imam Ca’fer-i Sâdık müttekî, ve resm-i kavaid Hazreti Hünkâr Hacı Bektaş Veliyyü’l-Horasanî ve erkân-ı râh-ı muhibb-i handan evlad-ı Mustafavî kaide-i âlileri üzere bir müteehhil can karındaşın ikrarını aldıkları âvende ol canın tam erkan ehli olarak göreceği ayn cem’î (âyin-i cem) ve rehberlik edecek zat-ı âlîkadrin ne gûne rehberlik edeceği erkanı min gayri haddin ala kaderi’t-tâka manzûr-u hakir-i kemterânem denlu deryâdan katre ve güneşten zerre olarak iş’âr eyledim”


Yukarıya aynen naklolunan satırlardan da anlaşılacağı üzere kitap, esasen iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım, evrad ve ezkardan ikinci kısım ise, tarikat törenlerinden bahsetmektedir.


Birinci kısma dair vereceğimiz bilgi az olacak, ikincisi üzerinde daha fazla durulacaktır.


Risalenin yukarıda alıntısını yaptığımız satırlarından da anlaşılacağı üzere pek kusurlu olan imlasına dokunmadım. Risaleye “Bektaşî İlmihali” ismini ben verdim. Böylece “Bektaşî sırrı” dinilen meşhur sırrın bir kısmı artık meydana çıktı. Daha kalan şeyler var ise, o da bir gün ortaya çıkacaktır. Zaten bundan böyle sır saklamak imkanı kaldı mı?








Eseri Yeniden Yayına Hazırlayan


Necip Asım











I. BÖLÜM






Kitabın birinci yaprağının ikinci sayfasından yani tam başından başlayan ve yedi yaprak tutan salât-ı şerîfe için; “Bu on iki imam efendilerimizin üzerlerine okunacak dualardan en büyüğüdür.” deniliyor. Burada ufak bir girişten sonra “Bismişah” diye duaya başlıyor. Bu duada Hazreti peygamberden : “İsteşfa’nâ ındellah bi-hakkı hakkıke ve bi-hakkı ceddike ve bi-hakkı ümmike ve bi-hakkı ehîke ve bi-hakkı âbâike ve enbâike ve li-âlâike’t-tayyibîne’t-tahirîne’l-ma’sûmîn”[1] diye şefaat isteniyor. Hazreti Ali’den de bu şekilde şefaat dileniliyor.


Hazreti peygambere salât(dua) getirildiği gibi Hazreti Ali ve Hazreti Fatıma ve on iki imama da salat ü selam getiriliyor. Hazreti Fatıma’ya verilen lakaplar arasında; “Zâtü’l-ahzânü’t-tavîle fi’l-müddeti’l-kalîleti’l-ma’sûbe cehran, el-mechûle kadren ve kabren”[2] ibaresi bulunuyor.


Sekizinci yapraktan on üçüncüye kadar yine on iki imam namına bir salât-ı şerîfe yazılmıştır. Bunda besmeleden sonra . “ Bismişah” diye başlanıyor. Böylece otuz sekiz yaprak on iki imam namına on üç salâvâtı ihtiva ediyor. Buradan elli yedinci yaprağa kadar bir takım dualar yazılıdır. Elli altıncı yaprağın arka sayfasında Hazreti Ali hakkında Arapça üç sayfalık bir münacaat ve kenarında tercümesi olmak üzere bir manzume yer almaktadır. Manzumenin birinci beyti şudur :





Sana mahsustur hamd ey ulu âli kerem esî[3]


Muradın üzre olursa sun kime mu’tî kime mânî



Bu manzumenin üçüncü beyti de şudur :



İlâhî ger murâdî nefsimi virdim esir elan


Çırakâh-ı nedamette oluram lutfuna tâm’i




Bu “Murâdî” nin kim olduğunu kestiremedim. Muradnâşin(emeline ulaşamamış) olmak ihtimali vardır. Çünkü lisan eskicedir.


Elli sekizinci yaprakta “Ziyaretnâme-i kebîr Hazreti seyyidü’ş-şühedâ yani Hazreti Hüseyin b. Aliyyü’l-Mürtezâ” serlevhası altında “İmam Cafer-i Sadık’ın dilinden Muharremü’l-Haram’ın girişinde Meşhed-i Şerif ziyaretinde okunacak bir ziyaretnâme vardır. Orada bulunamayanların da o gün bunu okurlarsa bulunmuşçasına sevaba nail olacakları beyan olunur. Ziyaretnâme, besmeleden sonra “es-Selamü aleyküm yâ ebâ Abdallah” diye başlıyor. İki yerinde Kerbela olayında bulunanlar; Mervan ailesi, Ziyade ailesi , Ümeyye oğulları, Mercâne oğlu, Amr b. Sa’d, Şemr[4] lanetleniyor. Beş sayfa süren bu ziyaretname okunduktan sonra iki rekat namaz kılınması ve arkasından yarım sayfa süren bir dua okunması şayet bu dua uzun gelirse dört buçuk satırlık diğer bir dua okunarak arkasından “Hazreti Fuzulî’nin mersiye-i şerifi mi olur yahut Şeyh Sâfî’nin mersiye-i şerifi mi olur ve Misâlî Hazretlerinin mersiye-i latifi mi olur” bunlardan birisinin hemen okunmasının lazım geleceği özellikle tavsiye olunuyor. Mersiye beytinden sonra bir gülbank çekilmek, sonra şehitlerin ruhunu zikredip gözlerden yaşlar akıtıp, sonra da “Hak” dinilince ruh-u şerifleri için aşûra aşını fukara ve mesakine ikram edip, şehitlerin ruhunu bu şekilde yüceltip şâd u yâd eden muhibbân, âşikân ve sâdikân can kardaşlar şeksiz şüphesiz Hazreti imam Hüseyn aleyhi’s-selam efendimizin şefaatından mahrum kalmayıp, sancağ-ı şerifi gölgesinde haşr u neşr olacaklarına hiç şüphe yoktur.” azizim.


Altmış ikinci yapraktan yetmiş üçüncü yaprağa kadar Hazreti Ali, Hazreti Fâtıma ve on iki imam ziyaretnâmeleri vardır.


Yetmiş üç ve yetmiş dördüncü yapraklarda imam Ca’fer-i Sâdık ve “Mezheb-i Şîa üzere” erkek, kadın ve buluğa ermemiş masumların cenazelerinde okunacak dualar vardır. Sonra üç sayfalık bir telkin gelir. Bunda dikkate değer olan şey, on iki imamın isimlerinin zikrolunmasıdır. Yetmiş yedinci ve sekizinci yapraklar, abdest ve namazın Arapça niyetlerini içerir. Daha bir iki duadan sonra sekseninci yaprakta abdest tarif olunuyor. Burada “beşinci şart olarak, abdest suyu ile ayaklarını topuklara kadar mesh eylemek gerektir.” deniliyor. “Sabah vakti, fecrin ilk doğuşundan güneşin tam doğuşuna bir saat kalana kadar, öğle vakti, güneşin ortaya gelmesinden güneşin batışına bir saat miktarı, ikindi vakti, güneşin orta yerden ayrılıp batışına değindir. Akşam vakti, güneşin batışındaki ilk kırmızılık kaybolup gece yarısına bir saat kalana kadar, yatsı vakti, batıştan gece yarısına kadardır.”


“Rukuda, “Subhane rabbiyelazim ve bihamdihi” diye en az bir kere veyahut üç kere (daha fazla söylenmek istenirse tek olacak şekilde daha fazla söylenebilir)söylenir. Ondan sonra “Allahü ekber” deyip doğrularak semiallahü limen hamideh, el-hamdülillahi rabbi’l-âlemîn, Allahü ekber deyip secdeye varır...” İkinci rekatte Fatiha ve zamm-ı sureden sonra: “Allahü ekber” deyip dua eder gibi ellerini kaldırıp bu kunut okunur: “ Lâ ilâhe Allahü’l-Hakîmü’l-Kerîm, lâ ilâhe illellahü’l-aliyyi’l-azîm, subhane rabbi’s-semâvâtı’s-seb’a ve rabbi’l-arzi’s-seb’a ve mâ fevkahunne ve mâ beynehunne ve mâ tahtehunne ve mâ fihinne ve rabbi’l-arşi’l-azîm. Rabbenağfir lenâ verhamnâ ve âfinâ vağfu anna fi’d-dünya ve’l-âhira velhamdülillahi rabbi’l-âlemîn.”[5] deyip rukua varır. Eğer kudreti yetmez ise, yalnız “Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed” demesi yeterlidir. Daha sonra “Allahü ekber deyip rukua varır.” Böylece diğer rekatler de tarif ediliyor.


Namazdaki ilk oturuşta şu okunacak: “Eşhedü en lâ ilahe illallah vahdehu lâ şerîke leh ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluhu ve eşhedu enne emîre’l-mü’minîn Aliyyen veliyyullah. Allahümme salli ve sellim ve zid ve bârik terahhumu ala Muhammedin ve ala âl-i Muhammed efdalü mâ salleytü ve sellemtü ve bârektü ve terahhamtü ala İbrahim ve alâ âl-i İbrahim inneke hamîdun mecîd.”[6] ve eğer buna kudreti yetmez ise, şunu okur: “Allahümme salli ve sellim alâ seyyidina Muhammedin ve ala âl-i Muhammed.”


Namazlardaki farz rekatlarından bahsediliyor, vitr ve sünnetlerden bahis olunmuyor. “Hükm-i sefer(yolcu olunması şartı), vatandan dört veyahut beş saat miktarı yere varmağa niyet edince vatandan yarım fersah miktarı ayrılınca namazı kısaltmaktır ki bu Allah’ın emridir. Şayet aynı gün geri dönmez ise, bu durum geçerlidir.” deniliyor. “Mescit geniş cepheli ve döşemesi alışılmış eşyadan olmamalıdır. Ancak efdal olan zeminin topraktan olmasıdır. Kerbela toprağı olması daha da iyidir.” denilmektedir.


İşte kitabın birinci kısmı burada bitmektedir.






II. BÖLÜM




Seksen beşinci yaprakta başlayan ikinci kısımda bir çok sayfaları buraya nakledeceğiz. Burada müteehhilin[7](layık olanın) tarika nasıl gireceğinden başlanılarak ayin ve tarikat usülleri ayrıntılı olarak anlatılıyor. Bu törenin Cuma veyahut Pazartesi veyahut büyük gecelerin birisinde olması lüzumu bildirildikten sonra, erkân-ı Hazreti pir Hacı Bektaş Veli kuddise sırruhu’l-âli(Yüce sırrı kutsandı) efendimiz Hazretlerinin yüce yol ve erkanıyla bir müteehhil can kardeşin bu yola gireceği vakit neler yapması gerektiği ve rehberinin ona ne şekilde rehberlik edeceği anlatılıyor.


....Yüce dergahta görevli bulunan değerli efendi her kim ise, meydancılık hizmetinde bulunan cana; “meydancı baba bizim bu gece cem ayinimiz var, sen usulü üzere meydanı güzelce sil süpür” diye emir buyurur. Meydancı baba da, eyvallah erenler, der ve gelip erenlerin emri üzere meydanı temizleyip güzelce silip süpürür, şamdanları da temizce siler ve çerağları dikip yetişecek canın da çerağını dikip ve delilini yani mumunu da hazır eder. Bundan sonra “taht” adı verilen yerin üzerinde olan kandili yakıp çerağ taşını da temizler. Sonra çerağını hazırlayıp, meydan taşını temizleyip üzerine bir maşrapa sekrî(üzüm şerbeti) veyahut aselî(bal şerbeti) şerbet koyup köreyi(gevreyi) yani ocağı temizler. Ocağın önüne buhurdanlık ile bir miktar od ağacı yakıp tütsü yapar. Geriye kalan od ağacını buhurdanlığın dibine kor. Sonra tahtın sağ tarafına “Ahmed-i Muhtar postunu” tahtın sol tarafına “Aliyyü’l-Mürteza Postunu” körenin alt kısmına meydan kapısı içerisinde olan eşiğin yanına- ki o taşa “Kızıl Eşik” ve”Niyaz Taşı” ve “Mürüvvet Taşı” denilir, makamı büyüktür- serer. Can meydana girince erenler cemalini görünce onun dibinde niyaz olunur. Yanına Hazreti pir efendimizin Horasan tarafından getirdikleri postu alıp, “”Horasan Postu” diye bilinen “Hazreti Hünkar Hacı Bektaş Veli postu”nu serip, körenin üst yanına da“Aşçı Baba Postunu” serer. Geri kalan postları da sırasıyla serer. Ancak, müteehhil cem ayininde bu dört postu bilmek lazımdır. Gerisi lazım değildir, erenler. Velhasıl meydan içinde hizmete dair hiçbir kusur bırakmayıp, meydan kapısının dışına da bir leğen-ibrik ve bir havlu kor... Dede olan kadri yüce kişiye de “emir buyurduğunuz meydanın hizmetleri temam oldu, görüldü” der....Dede efendi de “eyvallah” deyip kalkar. Meydan kapısından içeri girip, niyaz taşı beraberinde yere beraber bir niyaz edip sonra ayağa kalkıp yürüyerek, adı geçen makamları îmâ ederek, evvela kapı yanında olan pîr postuna ve ikinci olarak tahtın sol tarafında olan Aliyyü’l-Mürteza postuna, taht’a, çerağ’a ve çerağ taşına, meydan taşına ve köreye yani ocağa, aşçı baba postuna ve Ahmed-i Muhtar postuna îmâ ederek ve niyaz ederek, hangi mahalli ve hangi postu seçerse niyaz edip, geçip oturur.


Bundan sonra dergahta bulunan canlardan aşçı baba ve orada bulunan ulu karındaşlarından her kim var ise sırasıyla....erkan-ı erenler üzere, yollu yolunca birer birer meydan kapısından içeri girip kaide-i erenler üzere niyaz ederler. Dede efendi de yer gösterir. Onlar da gösterdikleri yere gelip ve niyazın edip otururlar...Ondan sonra yeni talip de kendi bildiği gibi meydan kapısından içeri girip ve niyazın edip dede efendinin gösterdiği yere gelip oturur, azizim. Ancak bazen dede efendi tarafından izin verilerek, öncelikle yollu yolunca canlar meydana girerler, en sonunda da dede efendi gelip girer. O sırada canlar ayakta bulunup dede efendi meydana girince yere beraber niyaz edip sonra ayağa kalkıp durdukları yerlerden: “es-Selamü aleyküm ve rahmetullah” deyip selam verirler. Canların içinden aşçı baba veya meydancı baba veyahut bir ulu karındaş dile gelip; “Ve aleykümü’s-selam ve rahmetullahi ve berakâtühü” der. Ondan sonra dede efendi yukarıda zikrolunan usul üzere ve âdâb ile niyaz ve îmâ ederek hangi yeri seçerse gelip postuna niyaz edip oturduğu anda, cümle canlar hep beraber oldukları postlara çöküp ve niyaz edip otururlar. Azizim, bu iki usulün yani dedenin önce veya sonra içeri girmesi hususunun ikisi de caizdir. Ancak, yeni talibin meydana son kişi olarak girmesi şarttır.


Bundan sonra dede efendi cümle canlara hitaben; “canlar ahşamlar hayır ola!” der Canlar da oturdukları yerden yere beraber niyaz ederler. Dede efendi, meydancı babaya buhurdanlığı uyarması için işaret eder. Meydancı baba da bir niyaz edip, kalkıp gelip buhurdanlığa ûd ağacı kor ve niyazın edip, gelip yerine oturur. Ondan sonra dede efendi dile gelip yüksek sesle “destur” dedikten sonra, ağır ağır (Sure-i Fatiha ile üç İhlas) okurken, canlar da içlerinden aynı şeyleri okurlar. Bundan sonra Cenab-ı Hakk’a Arapça bir dua ve bunu takiben Hazreti Muhammed, Hazreti Ali, Hazreti Fatıma ve On iki İmam’a salât u selâm getirirler. Sonunda da “Nâdi Aliyyen” duasını okurlar.


Bunları dede efendi açıktan, canlar ise içlerinden okuduktan sonra Hü denilince dede efendi bir niyaz edip ayağa kalkar ve geri çekilip niyazın verir. Meydanda cümle canlara karşı bir niyaz ve darda[8] durup bu özr-ü dârı okur; (Besmele ile Rabbena inna zalemna enfüsina[9]....ayet-i kerimesinin tamamından sonra ) ber cemal-i Muhammed kemal-i Hüseyin Ali ra bülend salavât Allahümme salli alâ Muhammed ve âl-i Muhammed deyip sonra bu tercemanı okur:


“Allah Allah, yüzüm yerde, özüm darda, erenler huzurunda, Hak Muhammed Ali divanında canım kurban, tenim tercüman bu hakirden incinmiş, gücenmiş can karındaşlar var ise, dile gelsin yol ile yolda yüze. Allah eyvallah erenler kimsenin hakkı kalmasın, hakkı olan gelsin hakkını alsın. Zira bu meydan Muhammed Ali meydanıdır, erenler Hü dost, deyip özrün diler. sonra cümle canlar hep beraber yere niyaz edip, tîğbend’[10]in kuşanıp ellerini ve ayaklarını mühürleyip bunu okurlar:


(Besmele yâ eyyühellezine âmenû’sbirû[11] ayet-i kerimesiyle tekbir) Sonra bu tercemanı okurlar:


“Allah Allah men dilbendini küşvar kılmışım. Dost pendini rehber ile pîre ettim iktida, taktı Selman boynuma tîğbendini ber cemal-i Muhammed kemal-i Hüseyn Ali ra bülend salavât...sonra dede efendi cümle canlara karşı meydan ortasında bir niyaz ederek, kalkar îmâ ederek geri çekilir ve gelip Hazreti Hünkar Hacı Bektaş Veli postunda iki rek’at namaz kılar. Ondan sonra yeni talibi ismiyle çağırır: “Gel filan efendi” der. Yeni talip de niyaz ederek yerinden kalkar dede efendinin huzuruna gelir. Sonra dede efendi dile gelip talibe der ki; “filan efendi” sen bu tarik-i aliyyeye ve on iki imam katarına ve Muhammet yoluna ve Hazreti Hünkar Hacı Bektaş Veli yoluna girmek istersin ancak bu bizim yolumuz gayet güçtür ve ayıplanan, küçük görülen bir yoldur demirden yaydır. Son pişmanlık as[12]itmez. “Gelme, gelme, dönme, dönme” diye erenlerin sözü vardır. Ne dersin, diye dede efendi talibe bir defa yahut üç defa sorar. Talip de niyaz edip sonra dede efendi tekrar dile gelip talibe der ki; oğlum rehberliğe kimi istersin? Üç defa yahut bir defa bunu sorar. Talip de “filan canı isterim” diye ismiyle söyler. Dede efendi der ki, var şimdi o cana niyaz eyle. Talip rehberlik konusunda her kime gönlü olduysa rehberlik edecek cana bir niyaz edip, geri çekilip öndeki makamın bulunduğu yere gelip ve niyaz edip oturur. Sonra dede efendi rehberlik edecek cana dile gelip şöyle hitap eder; “derviş filan, şu can seni rehberliğe niyaz eder, var şimdi şu cana Allah rızası için rehberlik eyle.” Bunun ardından rehberlik edecek can da “eyvallah” deyip niyaz ederek, gelip dede efendiye bir niyaz eder ve ondan sonra darda durup bu özrü okur:


“Allah Allah, günahkarım, mücrimim şah-ı men ben suçuma muğterifim, ey padişah, hata kıldım, suçum avf eyle, ey şah-ı .bihakk-ı Mustafa ve Mürteza keremkânı Hüseyin şah-ı bihakk-ı handân-ı Hazreti âl-i abâ hakkıçun, kutb-u âlem Hacı Bektaş Veli Hakkıçun, rabbenâ zalemnâ enfüsinâ... estağfirulah...ağrınmış, incinmiş, gücenmiş can karındaş var ise meydan-ı muhabbette, dâr-ı mansurda yüzüm yerde, özüm darda hakkı olan can karındaş var ise hakkını talep etsin. Tarikatta boyun burmak hatadır. Erenler yoluna teslim olmak rızadır. Ya elimden ya dilimden her ne geldi ise, elim, dilim kesmek revâdır. Allah erenler, Hü dost ber cemal...” der. Dede efendi de dile gelip der ki; “ey erenler, canlar, karındaşlar dile gelsin ve gelip hakkını alsın. Zira bu meydan imam Hüseyin meydanıdır, var meydanıdır. İşte meydanda duran candan herkes hakkını alsın, kimsenin hakkı kalmasın” diye dede efendi canlara bu soruyu sorar. Cümle canlar da hep birden yere bir niyaz ederler. Rehberlik edecek can da dede efendiye niyazın edip, geri çekilir, tîğbendini kuşanır ve bu tercemanı okur:


“Allah Allah hizmet-i merdân bidayet bendini küşvâre kılmışım. Dost bendini rehber ile pîre ettim iktida, taktı Selman boynuma tîğbendini. Ber cemal-i Muhammed kemal-i Hüseyn Ali ra bülend salavât...” deyip ve dede efendiye bir niyaz edip geriye çekilir. Dede efendi emir buyurup; “Şu canın çerağını uyandır” der. Rehberlik edecek can da yere beraber niyaz edip, gelip tahtın üzerinde olan kandilden veyahut çerağ taşı üzerinde olan kandilden delili yani mumu alıp, kandilden mumu uyarıp, mum ile beraber çerağ taşına bir niyaz eder. Ayağa kalkıp yeni talibin çerağını uyarıp bir niyaz edip, geri çekilir ve darda durup bu tercemanı okur:


“Allah Allah çun çerağ-ı fahrî uyardın o hüdanın aşkına


Seyyidü’l-kevneyn hatemü’l-enbiyanın aşkına


Sâki-yi kevser Aliyyü’l-Mürteza’nın aşkına


Hem Hatice, Fatıma hayrü’n-nisa’nın aşkına


On iki sadr-ı velayet pîşuvânın aşkına


Çârde masum-ı pâk âl-i abâ’nın aşkına


Hazreti Hünkar kutb-u evliyanın aşkına


Haşre dek yansın yakılsın billah anın aşkına”



Ber cemal der......sonra Allah eyvallah erenler çerağımız erenler çerağımız aydınlık oldu, hizmetimizi icra eyledik. Hakka hayırlımızı niyaz ederiz” der. Bundan sonra dede efendi bu gülbangi çeker :


“Allah Allah çerağ-ı ruşen, fahr-i dervişân, zuhûr-ı iman-ı abdâliyân, nûr-i nebî, kerem-i Ali, pîrim Hünkâr Hacı Bektaş Veli, evliyanın çerağı ebed ola, ahşamlar hayr ola, hayırlar feth ola, münkir münafık mât ola, gerçekler demine Hü! Hü!” deyince rehberlik edecek can da ayağa kalkarken elinde olan delili yani mumu sallayıp gelip, delili yerine bırakır ve geri çekilir. Dede efendiye bir niyaz eyler. Dede efendi dile gelip; “haydi var şimdi bu canına rehberlik edip Allah’ın mü’minlere farz ettiği ve sünnet-i seniyye-i seyyedi’l-mürselîn ve on iki imam’a, imamîn müctehedîn kullarının usûlü üzere evvela abdesti ver” der. Rehberlik edecek can da “eyvallah” deyip ve yeni talibin huzuruna gelip talibe âdâbla bir niyaz edip sonra talibin bir elinden bir yakasından tutup “buyurun erenler” deyip kaldırıp meydan kapısından dışarı çıkarıp, Allah’ın ve sünnet-i seniyye-i cenab-ı hâteme’n-nebiyyîn’in emri ve on iki imam efendilerimizin usûlü üzere evvela iki ellerini iki defa yıkayıp(Azâlar ikişer defa yıkanıyor) ve ellerinin suyu ile ayaklarına mesh ettirip abdesti verirken rehber talibe dile gelip der ki; “ellerini yıkayınca; işte doğuşundan bu âna gelinceye değin her ne kadar Cenab-ı Hakk’ın yasak ettiği şeylere el uzattın ise cümlesinden temizlenmek için ellerini yıkamak Allah’ın farzıdır.” Ağzına su verirken de şöyle der; “doğduğundan bu vakte gelinceye değin ağzından çıkan boş söz, küfür ve hata olan nesnelerden temizlenmendir. Bu peygamberin sünnetidir.” Burnuna su verirken der ki; “bizim “elest”[13] gününden bu güne gelinceye kadar yasaklanan çirkin kokuları bertaraf etmek için peygamberimizin sünnetidir.” Yüzünü yıkarken der ki; “doğumundan bu saate gelinceye değin her ne kadar hayasızlık yapmış isen cümlesinden berî olmaktır. Ve bu Allah’ın farz-ı aynıdır.” Kollarını yıkarken; “işte bu dahi küçük yaşından beri her ne kadar yasaklanan şeyler var ise, ve o yasaklara kolunu uzattığından bu vakte değin cümlesinden el yıkamaktır, bu da Allah’ın farzıdır.” Başını mesh ederken der k; “baş büyüktür, gövdeyi taşıyıcıdır, bilip anlayıcıdır, cemî ettiğin günahları ve kabahatlerinin cümlesinden temizlenip pak olmaktır, bu da Allah’ın farzıdır.” Ayaklarını mesh ederken der ki; “her ne kadar günaha ve kabahate ve layık olmayan yerlere ve Allah’ın rızasının olmadığı mahallere yürümüş isen, cümlesinden kurtulmaktır, bu dahi Allah’ın farz-ı aynıdır..” Ondan sonra talibin eline bir havlu verip der ki; “cümle ettiğin kabahatlerden bu da silinmektir...”


Talip silinirken kisvesini[14] başından alıp meydan kapısından içeri girip niyaz ederek kisveyi getirip dede efendiye teslim eder. Dede efendi talibe verilecek tîğbendi rehbere teslim eder. Rehber de tîğbendi alıp niyaz ederek meydan kapısından dışarı çıkıp, talibi başı açık ve yalın ayak edip, tîğbendi talibin boynuna takar. Tîğbendi takarken “destûr” deyip şunu okur:


(Besmeleden sonra) Şehide’llahü ennehu lâ ilâhe illâ hû[15]...inne’d-dîne indallahi’l-islam[16]) ber cemal-i Muhammed kemal-i Hüseyin Ali ra salavât deyip (Euzü besmele çektikten sonra ) meydan kapısından içeri talibin sağ ayağını bastırır ve meydan kapısından içeri girince rehber talibin sağ tarafından sol elini mühürleyip ve sağ eliyle tîğbendi tutup talibin dahi sağ elini mühürleyip sol eliyle rehberin sağ elini tutup “Niyaz Taşı” veyahut “Kızıl Eşik” veyahut “Mürüvvet Taşı” denilen yerin dibinde rehber ile beraber çıkıp orada bir niyaz edip ayağa kalkarlar. Bir adım atarlar, rehber; “es-Selâmü aleyküm şeriat erenleri” deyip selam verir. Dede efendi de; “ve aleykümü’s-selam ve rahmetüllahi ve berekatühü” deyip selamı alır. Rehber tekrar bir adım daha atıp; “es-selamü aleyküm hakikat erenleri” deyip durur. (Dede efendi cevap verir) Rehber tekrar bir adım daha atıp; “es-selamü aleyküm tarikat erenleri” der. (Dede cevap verir) Rehber bir adım daha atıp; “es-selamü aleyküm mağrifet erenleri” der. (Dede efendi cevap verir)...rehber dile gelip; “Allah Allah erenler huzur-u erenlerimize yüzümüz üzre sürünü geldik, bu can on iki imam efendilerimizin katarına ve Muhammed-Ali ve Hazreti Pîr efendimizin doğru yoluna girmek etmek murat eder ve dostlarına dost olup düşmanlarına düşman olmak murat eder. Bir koç kuzulu kurbanımız vardır. Erenlerimize niyaza geldik. Kurbanımızı kabul edip Hazreti pîr efendimizin yoluna ve erkanına bu eksikliğimizi kabul buyurup bizi yola kabul ederler mi?” der. Dede efendi de dile gelip meydan içinde bulunan canlara hitaben şöyle buyur; ey canlar, erenler, karındaşlar, bu meydanda olan can yüzü üzere sürüne gelmiş, niyaz eder ki, on iki imam efendilerimizin katarlarına ve Muhammed-Ali ve Hazreti pîr efendimizin güzel yoluna talip olup can ve başını peygamber evladı uğruna feda edip bir koç kuzulu kurbanla bu yola girmek murat edip niyaz eder ne dersiniz? Cümleniz bu candan hoşnut ve razı olup yol ve erkanıyla bu biçare canı karındaşlığa kabul eder misiniz? Cümlenize niyaz eder der....Cümle canlar da oldukları mahalden hep birden yere bir niyaz ettikten sonra dede efendi rehbere; “talibi götür” deyince, rehber de talibi dede efendiye götürüp ve niyazın edip teslim ederken bunu okur :


(Besmele, innellahe ve melâiketehu yüsallûne ale’n-nebiyy[17]...)deyip, dede efendiye teslim eder. Bundan sonra rehber talibin sol tarafına geçip ve bir dizi üzerine çöküp bir elini talibin sol omuzuna koyup ve bir elini kendi dizi üzerine koyup durur. Dede efendi de talibin sağ kulağına Allah’ın farzlarını, Hazreti Muhammed’in sünnetini, Hazreti Ali efendimizin usulünü, imam Cafer’in mezhebinin kurallarını, Hacı Bektaş Veli’nin usulünü, Allah dostlarının âdâbı üzere üzere telkin eder. Bu arada dede efendi talibin sağ eliyle sağ elinden tutar, talip de dede efendinin sol eliyle sağ eteğini tutar. Böylece telkin tamamlanır. Dede efendi talip ile beraber on iki imama bir salât-ı şerîf okurlar. Bu tamamlanınca dede efendi on iki imamın değer ve yüceliklerinden bahsedip, dünyada ve ahirette kurtuluş sebebi...olduklarını söyleyip, “bunları böylece büyük bilip imametlerini kabul eyledin mi?” diye üç defa sorar. Talip de; “kabul eyledim” dedikten sonra, talibin tîğbendini kuşatıp ve başını sıvazlayıp nasihatta bulunur. Sonra bir salavât-ı şerîf getirip; “var şimdi rehberinle beraber cümle karındaşlara birer niyaz eyle” der ve sağ elinden tutup rehberin eline teslim eder. Sonra rehber ile dede efendiye bir niyaz edip ardından sırasıyla başka başka bir uslûb üzere niyaz edip, geri çekilip kapı önünde durur. Sonra gelip dede efendiye bir niyaz edip, geri çekilir. Meydan kapısı eşiğine bir niyaz eder, rehber der ki; “buna kapı derler ve bu makama dârü’l-emân(Aman dileme yeri) derler. Bu erenler kapısıdır ve kapıya gelen geri dönmeyip meram u maksada erişilen yerdir.” Sonra Hazreti pîr postu yanında olan “Niyaz Taşı’na”-ki Kızıl Eşik ve Mürüvvet Taşı da denir- niyaz edip rehber der ki; “Bu makama bâb-ı mürüvvet(İyilik ve mertlik kapısı) derler. Ve meydan içerisine girildiğinde erenlerin güzel yüzleri görülür. Maksada erileceği vakit erenlerin huzuruna varılıp niyazın kabul olunduğu mahaldir.” Sonra, pîr postuna niyaz edip rehber der ki; “buna pîr postu derler, Hazreti pîr efendimiz bunu Horasan’dan getirip bu mahale serip meram-ı maksadın her ne ise, iltica olunup murada erişilen makamdır.” Daha sonra tahtın sol tarafında olan posta gelip niyaz edip rehber der ki; “buna ilim postu derler, tüm sorunlar bunda çözülür. Şeriatın, hakikatın, marifetin, tarikatın kapısı budur. Dünyada ve ahirette kurtuluş bundan olur.” Sonra gelip çerağa niyaz edip rehber; “buna çerağ derler, bu çerağ Muhammed Ali nûrudur ve cümle canlar bunun nuruyla aydınlanıp onların cemaliyle müşerref olup Hakk’a erişilen makamdır.” der. Ardından meydan taşına niyaz edip; “buna Meydan Taşı derler. Hazreti pîr efendimizin -Meydan Celladı- diye görevlendirdikleri, elinde kudret kılıcıyla duran Hacım Sultan’ın makamıdır. Burası terbiyesiz, edepsiz ve erkansız olanların, yalancılık ve yolsuzluk edenlerin terbiye edildiği makamdır. Bu makamda terbiye ederler.” Sonra köreye yani ocağa niyaz edip; “buna köre derler ve bunda çiğ olan nesneler pişip Hakk’ın verdiği nimetler bunda pişirilir, Allah’ın dostları bundan faydalanır, şükr ederler. Tüm insanların faydalandığı makamdır.” Bunun ardından aşcıbaşı baba postuna niyaz edip rehber der ki; “buna aşcı postu derler ve bu öyle bir üstattır ki, çiğleri pişirir ve hamları olgunlaştırır ve çiğlere lezzet vericidir ve yolsuzları yola getiricidir.” Bundan sonra tahtın sağ tarafında olan Ahmed-i Muhtar postuna niyaz edip; “buna Ahmed-i Muhtar postu derler.” Tüm önceki ve sonraki ilimler bunun yüzü suyu hürmetine yaratılmış ve hidayete erdirilmiştir. Dünyanın ve tüm kainatın yaratılış sebebi budur, cümlenin atası anası budur.”


Rehber bundan sonra gelip tahta niyaz edip der ki; “buna taht derler...Allah’ın emri ve Selmân-ı pak bilgi ve maharetiyle yüce peygamber için kurulan minber-i resulullahtır.”


Ardından geri çekilip meydan ortasına bir niyaz edip; “buna meydan derler. Bu meydan Muhammed, Ali, imam Hüseyin, Hünkar Hacı Bektaş Veli ve erenler meydanıdır. Herkes dünyevî ve uhrevî istek ve amaçlarına bu meydanda erişip hidayete erer, feyizlenir. Bunu söyledikten sonra ayağa kalkıp rehber bu ikrar tercemanını okur:


“Allah Allah hamd lillah kim men olam bende-i hâs-ı Hüdâ


cân-ı dilden aşkla hem çâker-i âl-i abâ


“Râh-ı zulmetten çıkıp doğru yola basdım kadem


Hâb-ı gafletten uyanıp çeşm-i cân oldu küşâ


Mezhebim hak Caferîdir, gayriler batıldurur


Pîrim üstadım Hacı Bektaşî kutb-u evliyâ


Sevdiğim on iki imam, min gürûhu bâcîdanım


Yetmiş iki fırkadan oldum berî dahî cüdâ


Hak deyip bel bağladım ikrar verip erenlere


Mürşidim oldu Muhammed, rehberim hem Mürteza”



ber cemal-i Muhammed kemal-i Hüseyin Ali ra bülend salavat. Sonra rehber dile gelip der ki; “Allah Allah eyvallah, erenlerim kurbanımızı kabul buyurdunuz, muradımızı verdiniz, Hak hayırlımızı kendi övgüsüne layık ede..” Bu bitince dede efendi de bu kısa gülbangı çeker:


“Allah Alah bismillah fatihatü’l-vucud velhamdülillah mazharu’l-mevcud, la ilahe Allah tevhiden min keşfin ve şuhud. (Hazreti peygamber, Hazreti Ali, Hazreti Fatıma, Hazreti Hatice, imam Hasan, imam Hüseyn, imam Zeyne’l Abidîn ve diğerlerine salavat ve hepsine dua ediliyor.)


Sonra rehber ile talib, dede efendiye niyazların edip ve geri çekilip, Hü dedikten sonra rehber talibi yerine oturtur. Ondan sonra rehber talibe ve dede efendiye bir niyaz edip geri çekilir. Meydan Taşı üstünde evvela meşrebeyi alıp ve darda durup bu tercemanı okur:


“Allah, bismişah rahmetullah imam Hüseyn sıbğatullah gazi ve hür şehid. Lanetullah ber cân-ı Yezîd ibn Yezîd. Ber cemal-i Muhammed, kemal-i Hüseyin, Ali ra bülend salavât...”


Daha sonra Dede efendi bu gülbangi okur:


“Allah Allah oturan duran kör ola, zümre-i mürâî ve Mervâniyân ve münkirân kör ola, cümlemizin isteğini veren Şah-ı Merdân ola ve böylemizce olup yardımcımız yâverimiz ola. Hünkar Hacı Bektaş Veli efendimiz destigîrimiz ola. Ve seyyid Ali sultan deverânı yürüye gerçekler demine Hü.”


Bunun ardından şerbet ilk önce dede efendiye verilir, sonra da sırasıyla niyaz ederek öteki canlara da dağıtılır. Şerbet her içildikçe orada bulunan bütün canlar bir ağızdan : “Selamullah ale’l-Hüseyn ve lânetullah alâ kâtili’l-Hüseyin” derler. Bunun tamamlanmasından sonra rehberlik eden can geri çekilip meydan ortasında bir dizi üzere çöküp istediği kadar şerbet içip vere. Beraber bir niyaz edip ve ayağa kalkıp ve dile gelip; “Allah Allah eyvallah, erenlerim cümle hüzmetimizi erenlerin emri üzere ettik, Hak hayırlımızı niyaz ederim.” der. Bundan sonra Dede efendi bu gülbangi okur:


“Allah Allah cümle hizmetin kabul ola, muradın hasıl ola, hak yardımcın ola, Muhammed Ali yâverin ola, Hünkar Hacı Bektaş Veli destgîrin ola, menzilin pak ola, günahların afv ola, kısmetin bol ola, üçler, yediler, kırklar, hâzır ve gâib erenleri gözcün gerçekler demine Hü.”


Hü denildikten sonra meşrebeyi Meydan Taşı üzerine koyup ve niyazın edip geri çekilince, dede efendiye niyazın edip, gelip postuna çöküp, niyazın edip oturur. Ondan sonra dede efendi orada bulunan herkese hitaben şu gülbangi okur:


“Allah Allah, Muhammed habîbullah, Ali veliyyullah imameyn rahmetullah (Bundan sonra üçbuçuk sayfa Türkçe bir duadan ibaret olup içinde - ve daim bizlere kemlik kastında olanlara iyilik etmekten ayırmaya, Allah erenler insaf vere.- cümlesi dikkati çeker. Gülbang denilen bu uzun dua şöyle bitiyor:


“Anadolu gözcüsü Abdal Musa sultan ve Rumeli gözcüsü seyyit Ali sultan ve Arabistan gözcüsü Kaygusuz sultan ve Sarı Saltuk sultan ve Balım sultan ve Akyazılı sultan efendilerimiz ve tüm enbiya ve evliya ve bütün dem erenleri ve Horasan pirleri ve Türkistan serverleri ve cümle pirân destigirlerimiz ola ve yardımcılarımız ve yâverlerimiz ve piştpenahlarımız ve gözcülerimiz ola. Allah erenler, Allah erenler, üçler, yediler, kırklar, üç yüzler, binlerle pirler, neler niyyete binlerle nûr-u nebî, kerem-i şâh-ı merdân esedallah Ali pîrimiz kutbu’l-ârifîn ğavsü’l-vâsilîn Hazreti Hünkar Hacı Bektaş Veli demine, dem-i pîrân, dem-i muhibbân, dem-i âşikân, dem-i sâdikân, dem-i abdâlân, dem-i muhibb-i bâciyân, sırr-ı resulullah, kerem-i Ali veliyyullah, mürüvvet-i enbiyaullah, inayet-i evliyaullah, yuf münkire, lanet Yezide, tâbiîn ve tevâbiîn-i Yezide ve âl-i evladına, münkir münafıkâna, lanetullahi aleyhim ecmaîn, bi hürmet-i şâh-ı merdân, şîr-i Yezdân Ali ve bi kerem-i şâh-ı Kerbela imam Hüseyn veli ve bi hürmet-i şâh-ı Hünkar Hacı Bektaş veli ve cümle er evliya gerçekler demine Hü.”


Hü denildikten sonra dede efendi izin verip önce aşçı baba kalkıp ve niyazın edip meydan kapısından dışarı çıkıp, ikinci olarak her kim ulu karındaş orada bulunuyorsa âdâb ve erkanıyla kalkıp niyaz ederek dışarı çıkar....Dede efendi herkesten sonra niyazın edip çıkıp bir


miktar dinlenip ondan sonra lokmalar hazırlanıp sofralar kurulup dede efendinin sofrasına ulu canlardan uygun olan can her kimler ise onunla beraber oturur. Yeni talip de dede efendinin sofrasında hizmette bulunur. Yemek bitiminde dede efendi bir gülbank okur. (Bu gülbank bir sofra duasıdır) Dede efendiden sonra aşçı baba olan kişi bu tercemanı okur:


“Allah, Allah imamların ruh-u revânı şâd ola, Kızıl veli seyyit Ali sultan bilemizce ola, âşık ve sâdıklara şifa mahz olup nur ola. Cümlemizin fahrî mezid ola, lanet ber cân-ı Yezîdân, rahmet ber cân-ı şehîdân, ber cemal...”


Bundan sonra sofra kurulup yeni talip ibrik verip ondan kahveleri verip bütün canlara güzelce hizmet edip, hayır ve himmetlerin alıp ve lokmaların yedirip ve bir kimseyi gücendirmeyerek herbirinin gönlünü alır. Canlar da “ Allah erenler ikrarında ayaklarını sağlam eylesin” diye mübarekleyip ve lazım gelen hizmetlerin görüp, ertesi gün dede efendinin niyazın edip ve niyazı her ne ise, Dede efendinin postu altına koyup daha sonra rehberlik niyazı ne ise niyazını edip postu altına koyar. Bundan sonra ise, aşçı babanın ve aşçı nakibinin ve diğer yemek hizmetinde bulunan canların niyazların verip ve kahveci babanın ve kahveci nakibinin niyazın verip ve diğer hizmette bulunan canların da niyazlarını verip, gönüllerini alıp, dede efendiden izin ister ve niyazın edip kendi işine gücüne gider. On-on beş günde bir kere gelip mürşidiyle, rehberiyle ve diğer karındaşlarıyla görüşüp her zaman rıza kapısında bulunup tevekkül ve tefekkürde ve tezekkürü evliyada bulunup erenlere boyun eğip daima kendi zikir ve fikrinde olur.


“Azizim, kesinlikle ve kesinlikle ehil olmayanın eline verilmeye. Çünkü erenlerimizin ehil olmayanlara verenlere laneti vardır. Erenler lanetinden kaçınmak bizim için gereklidir. Karındaşım Hü dost.”


Risale burada bu tenbih ile bitiyor ise de göz önünde bulundurduğum iki nüshadan birinde bir takım eklemeler vardır ki, onlardan önemli olanlarını özetleyeceğim:



Bir can ikrar vereceği yani tövbe edip Hak yoluna gireceği zaman bulundurması gereken yiyecek ve içecek listesi şöylecedir:


Kurban, pirinç, ruğun[18] sade, ruğun çerviş[19], ruğun zeyt[20], şem’ ruğun, şem’ asel, mum, nân-ı has, tuz, biber, karanfil, tarçın, limon, sirke, kaşık, süpürge, kahve, tütün, sekr, bal, pekmez, un, nişasta, ud ağacı, odun, kömür, çeşitli sekr, çeşitli hoş meyveler, fıstık, üzüm, çeşitli sebze.



Verilecek niyazlar:


Dede niyazı, rehber niyazı, aşçı niyazı, kahveci niyazı, meydancı niyazı, kilerci niyazı, ve diğer canlar niyazı.


Gerekli diğer şeyler: Akyazılı, Kızıl dilliye şükranelik kurban, şükranelik sadaka, ..........nan.


Bunları böylece yazmaktan amaç; “Bir can ikrar vereceği zaman o gün ve o gece her ne ki yapılacak iş var ise, bulunan canların hizmeti ve yemekleri, yiyecek ve içecekleri, o gece yetişecek can kardaşındır.” Ancak bu durum yani yukarıda sayılan ikramları yapmak, maddi durumu iyi olan yeni canlar içindir. “Kalender olur ise, kudretine göre olsun.” Yani yapmak isterse kendi gücüne göre yapsın.



Aşûre Merasimi:


... Emirü’l-mü’minîn imam Hüseyn bin Aliyyü’l-Mürteza salavâtullahi ve selâmuhu aleyhi ve âlihi ve onunla şehid olan şerefli evlatlar ....için ulu dergah olan tekkelerde aşûre aşı nasıl pişip ve ne şekilde mersiye okunur...Muharremu’l-haram ayının girmesinden onuncu gün veyahut on ikinci gün veyahut on yedinci gecesine gelinceye kadar âşık, sâdık karındaşlar oruçlu olurlar...yas tutarlar.


Pişecek aşûre aşı için gereken ne ise getirilip, çeşit çeşit pişirilip hazır edildikten sonra, buğday büyük bir kazana konur. Dergahta bulunan aşçı baba eline büyük bir kepçe alarak kazanın başına gelir: “Destur yâ imam” diyerek kepçeyi kazana daldırır. Yanında bulunan diğer canlar bir ağızdan “yâ Hüseyn” deyip aşı karıştırırlar. Her kim kepçeyi eline alıp karıştırmak isterse; “Destur yâ imam” derken, diğer canlarda uzun bir söyleyişle “yâ Hüseyn” derler. Aşûre aşı pişinceye kadar bu şekilde devam edilir. Aş pişince aşçıbaşı dede efendiye “buyurun erenler, şehitlerin ruhu taziyesiyle meşgul olalım, aş hazırlandı” deyince dede efendi “eyvallah” diyerek kazanın başına gelip durur. Bu arada diğer canlarda elleri göğüslerinde, sırasıyla dururlar. İçlerinden sesi güzel birisi yanık bir sesle Şeyh Sâfî mersiyesini veya Fuzûlî mersiyesini okur. Bu bitince dede efendi ulu bir gülbank okur. Bu da bitince aşçıbaşı dede efendiye kepçeyi verir, o da kazanın kapağını açıp “Destur yâ imam” der. Canlar da bir ağızdan “yâ Hüseyin” derler. Dede efendi aşı üç defa karıştırır. Bundan sonra orada bulunan bütün canlar dede efendinin eline niyaz ettikten sonra, birbirlerinin ellerine de niyaz ederler.


Dede efendi aşçı babaya : “şehîd u şuhedânın ruhları için aşı canlara dağıt” dedikten sonra “destur” der ve odasına gider. Bunun ardından sofralar kurulur ve herkes aştan yer. Kalan aş testilere konarak her cana birer testi verilir...Canı isteyen canlar gelip başını okutup, dede efendinin, rehberinin, aşçı babanın kilercinin, ve diğer hizmette bulunan canların, kahveci ve meydancı babanın niyazlarını yapabildiği kadar yaparak, dede efendinin hayır himmetlerini alıp, izin isteyerek işlerine güçlerine giderler.


Risalede bundan sonra; Sâfî mersiyesi, yukarıda bir-iki örneği görülen özr tercemanı, af gülbangı, özr, taç duası, teslim duası , teslim tercemanı, tîğbend duası, sofra duası, lokma gülbangı, şerbet, elifi nemed[21] tercemanı, çerağ tercemanı, fenâî tercemanı, pelhenk tercemanı, kanberiye tercemanı, tennure tercemanı, keşkül tercemanı, menkûş tercemanı, dolan tercemanı, cimcime yani ayakkabı tercemanı, ulu gülbang hacı Bektaş Veli’nin silsilenamesi ve en sonunda 1261 senesi Mehdi’nin çıkışı hakkında ebced hesabına uydurulmuş Arapça-Türkçe ibareler ve bunların hesapları vardır.


İşte iki ayrı nüshasını incelediğim risalenin içeriği, ehil olanların bu yola giriş şekillerinden ibarettir. Mücerret ikrarı verenler hakkında bir şey yok ise de yukarıda saydığımız duamsı tercemanlar arasında “menkûş tercemanı” onlarla ilgili olduğu için burada zikredeceğim:


Allah Allah yürü bir pîre yapış gezme serseri


Cân u dilden ol muhibbî handânın kemteri


Menkûş-i sengi ol erenler aşkına


Ol Aliyyü’l-Mürtezâ’nın Kanberî’nin Kanberî


Ber cemal-i Muhammed kemal-i Hüseyn Ali ra bülend salavât



Bu ince yolun sırlarından bir perde yaptığımız şu özetleme ile kalkmış oldu. Ciddi bir bağlılık ile toplumumuzda tarihî ve sosyolojik olarak önemli bir yer tutan bu tarikatın bir şekilde ilme mâl edileceğine şüphe etmemelidir.


-Son-






--------------------------------------------------------------------------------


[1] Allah’ın huzurunda senin, babanın, dedenin, annenin, kardeşinin, babalarının ve masum ve temiz ailenin hürmetine şefaat isteriz.


[2] Kıymeti ve mezarı gizli, kısa zaman içinde uzun acılara mecbur edilmiş kişi.


[3] Sahip anlamında


[4] Kerbela’da Hz. Hüseyin’i şehit eden mel’un.


[5] Yüce ve hikmet sahibi Allah’tan başka ilah yoktur. Yüce arşın, onun altındakilerin, onun üstündekilerin, onun arasındakilerinin rabbini her türlü eksiklikten tenzih ederim. Rabbimiz bizi bağışla, ahirette ve dünyada bize merhamet et. Şükür alemlerin rabbinedir.


[6] Kendisinden başka ilah olmayan, eşi ve benzeri olmayan Allah’a, onun kulu peygamberi olan Muhammed’e ve inananların emiri olan Hazreti Ali’nin de Allah’ın velisi olduğuna şahadet ederim. Salât ü selam Hz. Muhammed ve Hz. İbrahim’in kendilerine ve evlatlarına olsun.


[7] Tarikatta belli bir mesafe katetmiş ve yola girmeye hak kazanmış derviş adayı.


[8] Azerbaycan Türkçesi’nde aykırı, uzakta, açıkta kirli manasına gelen “dalda” kelimesinin değişmişi.


[9] Dediler ki, ey Rabbimiz biz kendi nefislerimize zulmettik ve eğer bizi affedip merhamet etmezsen elbette biz hüsrana uğramışlardan oluruz.(A’raf Suresi 23)


[10] Kemer


[11] Ey iman edenler, sabrediniz, sabır yarışında bulununuz ve nöbet bekleyiniz ve Allah’tan korkunuz ki, kurtulasınız. (Ali imran 200)


[12] Eski Türkçe’de aslı âsîh olup, fayda manasındadır.


[13] Mü’minlerin ezelde Allah’a verdikleri söz. Ruhlar yaratılıp henüz dünyaya indirilmeden önce Allah onlara; Elestü bi rabbiküm -ben sizin rabbiniz değil miyim- sorusuna inananlar –belâ- evet sen bizim rabbimizsin, diye cevap verdikleri gün kastedilmektedir.


[14] Belli aşamaya gelmiş yol evladını derviş yapmak için, yol ulusu tarafından giydirilen özel giysi.


[15] Allah Teala kendisinden başka bir ilah bulunmadığına adaletle kaim olarak şahadet etmiştir. Melekler de ilim sahipleri de şehadette bulunmuşlardır. O aziz, hakimden başka asla bir başka ilah yoktur.(Ali İmran 1


[16] Allah katında din sadece İslam’dır.(Ali İmran 19)


[17] Muhakkak ki, Allah ve melekleri peygamber üzerine salatta bulunurlar. Ey iman edenler siz de onun üzerine salatta, teslimiyetle selamda bulunun.(Ahzab Suresi 56)


[18] Kadı lokması denilen hamur işi gözleme, poğaça.


[19] Hayvanî yağ.


[20] Zeytin yağı.


[21] Kuşak altına bağlanan kemer.




Not: 12. SAYI - Kis 1999
Ayrıca,arnavutluk devlet arşivlerinden alınan ve ordaki bir bektaşi dergahından alınarak arşive konulan bir Bektaşi erkannamesinde de aynı buradaki gibi olan abdest ve namaz tarifi bulunmaktadır.Yine 1945 te ilk baskısı yapılan,rahmetli mehmet tevfik OYTAN tarafından yazılmış olan BEKTAŞİLİĞİN İÇ YÜZÜ adlı kitapta da hemen hemen aynı bu çalışmadaki gibi olan;evrad,ezkar,abdest,namaz anlatımı yapılmıştır.Yine Hz Oniki İmamlar hutbesi(Haziran 2008,Fatıma Ana yayınları,Bugünkü türkçeye çeviren:Sefer AKKUŞ) adlı kitaptada aynı şekilde anlatılıyor.
Tabi pir sultan abdal,şah hatayi,kaygusuz abdal,sakine bacı,yemini gibi daha nice büyüğümüzde nefeslerinde namazdan bahsetmiştir.
  • İstatistikler: 1 Mesajlar | 293 Görüntüleme

Buradan giriş yap:

Not a member of this network?

Alternative logins

You can use an account of a third party.

Komünite detayları

  • Search for:

  • Komünite adı

    Oniki-Imam-Yolu
    Foruma hoşgeldiniz

  • Kurucu

    Oniki Imam Yolu Yön.

  • Kuruluş

    12.11.2008

  • Members

    28

  • Dil

    Türkçe