mixxt

mixxt üyesi değil misin?

mixxt'e hoş geldin!

Allah(cc)'ın Adaleti

link this post 16.04.2010 yazıldı
  • To top

ADALET



Biz Ehl-i Beyt dostlarina göre adalet, dinin temel ilkelerini olusturan itikadi konulardan bir digeridir. Adalet Allah Teala'nin sübutî sifatlarindan biri olup, Islam tarihinin ilk zamanlarindan itibaren üzerinde önemle durulmus ve daha sonralari, özellikle de Imam Muhammed Bakir ve Imam Cafer Sadik (a.s)'in döneminde konu üzerinde bir takim tartismalar ortaya çikmis, bir çok degisik ve batil görüsler ortaya atilmistir. Hatta daha ileri gidilerek bu görüsler Müslümanlar'in günlük yasamina bile sizarak onlara yön vermis ve bir çogunu dalalet uçurumlarina sürüklemistir.


Resulullah (s.a.a)'in ilim sehrine, Ehl-i Beyt'in kapisindan girmekten çekinen ve kendilerini imam sanan bazi saray alimlerinin bir çok sorular karsisinda büyük hatalara düsmeleri bir yana, kendilerini Resulullah (s.a.a)'in halifesi olarak tanitmaya çaba gösteren bir kisim makamperest zorbalar, saray alimlerinin de yardimiyla ilahi adalet hakkinda uydurduklari görüslerle, Islamî, hatta insani bile sayilamayacak islerine Islamî bir çehre vermek yoluna gitmislerdir.


Böylece dünya düskünü saray alimleri, mazlum halki kendi menfaatlerinden baska bir sey düsünmeyen baskici, sömürücü ve zalim hükümdarlarin zulmü altinda  daha fazla ezilmeye mahkum etmislerdir.


Ama insanliga kurtulus gemisi, hidayet mesalesi, ilim ve hikmet madeni ve Resulullah'in hakiki varisleri olan Ehl-i Beyt Imamlari, bu tür seytani görüsler karsisinda tavir alarak hakikati, hakikat pesinde olanlara tanitmaya özen göstermislerdir. Böylece müstekbirlerin savundugu bu görüslerin gerçek çehresini ortaya koymakla birlikte, onlarin perde arkasinda planladiklari komplolari gözler önüne sermislerdir. Öyle ki, artik adl-i ilahînin ve imametin usul-i dinden olduguna inanmanin, Caferî mektebinin sembollerinden oldugu kabullenilerek, onlara usul-i mezhep ismi verilmistir.


Buna karsin adl-i ilahi meselesinde Ehl-i Sünnet grubu, adl-i ilahiyi kabul eden Mutezile ve kabul etmeyen Es'arîler olmak üzere, iki ana kola ayrilmislardir. Böylece Ehl-i Sünnet'ten Mutezile mezhebine mensup olanlar, biz Ehl-i Beyt dostlarinin yaninda yer alarak Adliye grubuna girerken, Es'arîler bunun karsisinda yer almislardir.


Ancak bu günün Ehl-i Sünnet'i çogunlukla Es'arî mezhebini benimsemislerdir. Mutezile mezhebi ise, bir süre hakimiyet sürdürdükten sonra, uful ve sönüs dönemine girmis ve bilahare sadece tarih ve kelam kitaplarinda varligini sürdüre gelmistir.


Usul-i din konusunda Ehl-i Sünnet arasinda yaygin olan bir diger mezhep de Muhammed bin Muhammed bin Mahmud Maturidi'nin tesis ettigi Maturidi mezhebidir. Her ne kadar bazilari onu kelam menheci açisindan Es'arî'ye, [51] bazilari ise Mutezile'ye, [52] daha yakin oldugunu iddia etmis, diger bazilari ise, bu ikisi arasinda kendi basina müstakil bir yönteme sahip oldugunu savunmuslarsa da, [53] Maturidi'nin ortaya koydugu ilkelere baktigimizda onun Mutezile mezhebine daha yakin oldugunu görmekteyiz. Çünkü "Hüsn-ü Kubh-ü Akli" meselesinde Maturidi'nin de savundugu ilke Mutezile'nin savundugu görüsle ayniyet arz etmektedir. O halde Maturidi'yi de bu hususta Adliye grubundan saymak mümkündür.


Sunu da belirtmeliyiz ki, Es'arîler'in adl-i ilahiyi kabul etmediklerini söylerken, onlarin hasa Allah Teala'nin zalim olduguna inandiklarini iddia etmiyoruz. Çünkü böyle bir seyi Cenab-i Hakk'a nispet vermek akil açisindan mümkün olmadigi gibi, Kur'an-i Kerim'in Allah'in adil oldugunu belirtip, zulmü, Zat-i Mukaddes-i Ilahi'den uzak bilen açik ayetleriyle de çelismek olur. Dolayisiyla hiçbir Müslüman böyle bir seye itikat edemez ve söyleyemez.


Ancak Es'arî grubu, "Hüsn-ü Kubh-ü Akli" meselesiyle, "Cebir ve Ihtiyar" meselesinde bir takim görüsler ortaya atmislardir ki, bu görüslerin geregi, Allah Teala'yi adil bilmeme veya Allah Teala hakkinda adalet ve zulmün bir anlam tasimadigi anlami ortaya çikmaktadir. Dolayisiyla Es'arî grubu adalet sifatina inanmayi inanç esaslarindan kabul etmemistir.


Es'arîler'le Adliye grubu arasindaki en önemli ihtilaf konusu "Hüsn-ü Kubh-ü Akli" konusudur. Adliye grubu "Hüsn-ü Kubh-ü Akli" ilkesini kabul edip savunurken, Es'arîler onu reddetmektedirler.


Adliye grubu suna inaniyor ki; fiiller ve nesneler tekvin ve tesri açisindan Allah Teala'ya nispet verilmeksizin kendi zatlarinda hasen (güzel) ve kabih (kötü, çirkin) olmak üzere, iki gruba ayrilir ve insan akli seriatin beyani olmaksizin mahiyetini idrak ettigi fiil ve nesnelerin zati güzellik ve çirkinligini kavrayip idrak edebilir. Dolayisiyla da insan akli, akil ve hikmet sahibi olan her varligin, güzel olan isleri yapmasi ve emretmesi, çirkin islerden de çekinmesi ve çekindirmesi gerektigine hükmeder.


Örnegin; insan akli, öksüz bir çocugun elinden malinin haksiz yere çikarilmasini veya haksiz yere bir insanin canina kiyilmasini yahut yalan konusulmasini çirkin kabul edip, bunlardan kaçinilmasina ve kaçindirilmasina; ihsan ehlinin mükafatlandirilmasini ve yukarida zikredilen zulümlerin önlenmesini ise, güzel kabul edip, her hikmet sahibi failin davranisinin bu dogrultuda olmasina ve bunlara emretmesi gerektigine hükmeder. Bu hükümleri vermesinde seriat tarafindan bu yönde açiklamalar gelmesini beklemez.


 Insan aklina göre, Allah Teala da en üstün ilim ve hikmet sahibi oldugundan, O'nun isleri de ayni statüye girmektedir. Allah Teala ancak güzel olani yapar ve güzel olana emreder, çirkin olani ise kendi yapmadigi gibi, digerlerini de çirkin olandan nehyeder. Aslinda Zat-i Ilahi bütün çirkinliklerden münezzehtir.


Elbette aklin, Allah Teala'nin devamli olarak güzel isleri yaptigina ve güzel islere emrettigine, çirkin isleri yapmadigina ve çirkin islerden de sakindirdigina hükmettigini söylerken maksat, hasa aklin Allah'a bir nevi emredip teklif tayin ettigi degildir. Maksat, aklin bazi islerin Allah Teala'nin sifat-i kemaliyle uyum içinde olup olmadigini anlamasi ve bazi isleri Allah Teala'ya yakistirip yakistirmamasidir. Yoksa yine aklin kendi hükmü geregince, mutlak mülk sahibi ancak O'dur. Mutlak hakimiyet de ancak O'na aittir.


Buna karsilik Es'arî grubu, adaletin aklin idrak edebilecegi kendi basina bir hakikat olmadigini savunuyor. Onlara göre, insan akli fiillerin hasen (güzel) ve kabih (çirkin) oldugunu kestiremez. Tekvin aleminde neyi Allah yapmis ve yapiyorsa, tekvin açisindan güzel odur. Tesri aleminde de neye emretmisse, tesri açisindan güzel odur. Yoksa isin zati güzelligi oldugundan Allah onu yapmamis ve ona emretmemistir.


Aslinda aklin Allah'in fiillerine bir ölçek belirlemesi mümkün degildir. Allah'in adil olmasinin anlami, O'nun adalet ilkelerine riayet ettigi degildir. O'nun kendi adaletin kaynagidir. O, ne yaparsa, adaletin özüdür. Adalet Allah'in fiillerinin ölçegi degildir. Allah'in fiilleri adaletin ölçegidir. Dolayisiyla, eger Allah bütün zalimleri cennete götürür, bütün salih insanlari ve masum peygamberleri de cehenneme götürürse, bu zulüm sayilmaz. Bu adaletin ta kendisi olur. 


Biz sonraki bölümlerde adaletin usul-i dinde yer almasinin neden ve önemi hakkindaki masum imamlarin buyruklarini ve Ehl-i Beyt alimlerinin sözlerini aktaracagiz. Fakat Adliye grubu ile Es'arî grubu arasindaki ihtilafin iyice anlasilmasi için, her seyden önce adaletin ve zulmün ne oldugunu ve ne anlama geldigini bilmek zorundayiz.


Adalet Nedir?
Adl kelimesi Arapça bir kelime olup asagida zikredecegimiz anlamlarda kullanilmistir:


1- Varliklarin ölçülü ve düzenli olmasi anlaminda. Eger, belli bir amaca yönelik olan, çesitli parçalardan olusan bir bilesim veya mecmuayi nazara alirsak, kendinden güdülen amacin saglanmasi ve varliginin devam edebilmesi için, onun parçalari arasinda nicelik ve nitelik açisindan teadül ölçüsüne riayet edilmesi sarttir. Aksi taktirde ne varligini devam ettirebilir, ne de kendinden güdülen amaç elde edilebilir.


Hz. Resulullah (s.a.a)'in "Gökler ve yer adl üzere ayakta durmustur" hadisi-i serifi iste bu anlama isaret etmektedir. Yani yerküre ve göklerdeki varliklarda nicelik ve nitelik açisindan kendilerinden beklenilen amaca uygun olarak teadül ilkesine riayet edilmistir. Aksi taktirde, ne bu düzen var edilirdi, ne de farz-i muhal var edilse bile, varligini devam ettirebilirdi. Bu anlamdaki adlin karsiti uyumsuzluk olur.


 Gerçi, ilahi fiillerde bu açidan bir kusur ve uyumsuzluk söz konusu degildir. Ama bu anlamdaki adlin karsiti zulüm degil de uyumsuzluk oldugundan, bu bahsimizle bir iliskisi yoktur.


2- Adaletin ikinci anlami, hak sahiplerinin hakkina riayet edip, her sahsin hakkini kendisine vermektir. Bu anlama göre adalet: "Her hak sahibinin hakkini kendisine vermek" olarak tanimlanmistir. Bunun karsiti olan zulüm ise, hak sahiplerinin hakkina riayet etmemek olur.


Bu anlamdaki adalet Es'arî ve Adliye grubu arasinda bahis konusu edilmis ve Allah'in adil oldugunu savunan Adliye grubu, Allah Teala'nin bu açidan adil olmasi, yani her hak sahibinin hakkini kendine vermesi gerektigini belirtmistir.


Ancak burada bazilari söyle bir itiraz söz konusu etmislerdir ki, hiçbir kimsenin Allah'a karsi bir hak sahibi oldugunu veya bir seye istihkak kazandigini söylemek mümkün degildir ki, Allah Teala'nin hak sahiplerinin hakkina riayet etmesi veya istihkak sahiplerinin istihkak ettikleri seyleri, adaleti gözeterek sahiplerine vermesi gerektigine hükmedilsin. Buna göre, Allah Teala'nin fiillerinde bu anlamdaki adaletin yeri yoktur.


Bunun cevabi sudur ki; gerçi hiçbir kimsenin bizatihi Allah Teala üzerinde bir hakki yoktur. Ancak ihsan sahibi olan Allah Teala'nin kendisi, mü'min ve salih kullari için bir takim haklari belirlemis ve bunlari kendi elçileri vasitasiyla kullarina bildirmistir. Dolayisiyla O'nun emirlerine iman edip riayet eden insanlar, bu sayede bir takim seylere istihkak kazanip hak sahibi olurlar.


Öte yandan akil, Allah Teala'nin verdigi sözlere riayet etmesi gerektigine hükmediyor. Çünkü akil, verilen sözde durmamayi çirkin kabul etmektedir. Yine aklin hükmü geregi, Allah Teala da her türlü çirkinliklerden münezzeh oldugundan; akil, bu haklarin sahiplerine verilmesini zorunlu görmektedir.


Iste Hz. Ali (a.s)'in: "Ey Allah'in kullari! Allah Teala'nin sizleri yarattigi amaç ve sizleri kendinden sakindirdigi dogrultuda hakkiyla O'ndan sakinin. Sizlere va'dettigi dogrultuda da sözünü gerçeklestirmek açisindan O'na karsi hak kazanin..." [54] buyrugu aklin bu hükmüne isaret etmektedir.


Bu durumda, gerçi bir açidan Allah'in kullarina olan nimet ve mükafatlari tamamiyla O'nun bir ihsanidir. Ama Allah'in verdigi va'd göz önüne alinirsa da, bir çesit istihkak ve hak söz konusu olmaktadir. O halde Allah Teala'nin sözüne ve va'dine sadik olmasi açisindan, bu haklara ve istihkaklara riayet etmesi bahis konusu olabilir.


3- Bazen adalete daha genis bir anlam yüklenerek; "Adalet, her seyi kendi yer ve mevkiine koymaktir" seklinde tarif edilir. Buna göre, adalet her seyi kendine layik yer ve mevkie koymak ve her isi layik ve uygun sekliyle yapmak anlamini ifade eder.


Hz. Ali (a.s) söyle buyuruyor: "Adalet isleri kendi yerlerine koyar." [55] Bu anlamdaki adaletin karsiti olan zulüm ise, seyi kendine layik yer ve mevkiine koymamak ve isi layik ve uygun oldugu sekliyle yapmamak olur.


Ragib "El-Müfradat" adli kitabinda zulmü söyle tanimliyor: "Zulüm, lügat ehli ve bir çok ilim ehlinin nezdinde, bir seyi kendi yerine koymamaktir." [56]


Bu anlamdaki adalet, hikmet ile ayni anlami tasir ve adilane is ile hekimane is, ayni manayi ifade ediyor. Bu anlamdaki adalet, daha genel olup önceki anlamlari da içermektedir.


Allah Teala bu anlamda da adildir. Yani hem her hak sahibinin hakkina riayet eder, hem de bütün isleri hikmet ve adalet ölçülerine uygun olarak yapar. Bu anlamdaki adalet geregince, Allah Teala hem yaratma, hem kanun koyma, hem hükmetme, hem de mükafat ve ceza vermede adildir.


Dolayisiyla Allah'in adil olmasinin anlami, bütün insanlara ve bütün yaratiklara esit davranmasi degildir. Çünkü bütün insanlara ve bütün yaratiklara ayni gözle bakip ayni sekilde davranmak, her seyi ayni mevki ve konuma getirmek, bir çok yerde onlari layik olduklari yer ve mevkie koymamayi icap ettirir. Bu ise adalete aykiridir.


Nasil ki, bir ögretmenin adil olmasinin anlami, bütün ögrencilerine, ister çalissin, ister çalismasin ayni notu verip, ayni sekilde mükafatlandirmasi degilse, aksine ögretmenin adil olmasinin anlami, her ögrenciye hak ettigi notu verip, hak ettigi derecede mükafatlandirmasi ise, Allah Teala'nin adil olmasinin anlami da, bütün yaratiklarini her açidan esit tutup, hepsine ayni sekilde davranmasi degildir. Aksine, Allah Teala'nin adil olmasinin anlami her varliga hak ettigi mükafati verip, layik oldugu kemal ve mevkie ulastirmasidir.


Yine Allah Teala'nin adil ve hekim olmasinin anlami, bütün varliklari ayni sekilde yaratmasi ve birine ne vermisse, hepsine de ayni seyleri vermesi degildir. Meselâ, bir hayvana kanat veya boynuz vermisse, bütün hayvanlara ve insanlara da onun aynini vermesi asla adalet ve hikmetin geregi degildir. Aksine, Allah'in adil ve hekim olmasi, varliklari, en çok hayir verecek, birbirleriyle en fazla uyum içerisinde olacak ve kendilerinden amaçlanan nihai hedefe ulasmalarinda ve varliklarini sürdürmelerinde ihtiyaç duyduklari gerekli araç ve gereçlerle donatilmis sekilde yaratmasidir.


Nitekim, Allah Teala'nin adil olmasi, her yükümlü yaratigina, onlarin istidat ve imkanlari dahilinde görev vermesi ve onlarin imkanlari dahilinde onlar hakkinda hüküm verip herkese hak ettigi karsiligi vermesidir.


 Buna göre adalet, Allah Teala'nin hiçbir kimseye zulmetmedigine ve akil sahiplerinin kötü gördügü seyleri islemedigine inanmaktir.


Adalet, herkese ve her seye gereken hakkinin verilmesi ve fertler arasinda, nedensiz ayrim yapilmamasidir.


Baska bir deyimle adalet, Allah Teala'nin her seyi gerçek ve uygun hedef ve kemaline ulasabilecek sekilde yaratmasi, her varligi kendine layik mevki ve yerine koyup, hakki hak sahibi olana vermesidir. Yoksa insanlari veya bütün varliklari bir sekilde ve esit haklara sahip olarak yaratmaya ve ister çaba harcasin, ister harcamasin, ister ihsan ehli olsun, ister fesat ehli, herkese ayni hakki tanimaya adalet denmez.


En açik sekliyle ilahi adalet, Allah Teala'nin hiçbir kimseye zulmetmedigine ve islerinin dogruluk ve hikmet üzere olduguna inanmaktir.


Ehl-i Beyt Imamlari bu hususu çesitli zaviyelerden ele alip, her yönüne aydinlik getirmislerdir. Ehl-i Beyt Imamlari'nin buyruklarina baktigimizda, adl-i ilahiyi su sifatlarla taniyabiliriz:


1- Allah Teala Zalim Degildir
Yüce Allah, kullarina zulmü irade etmez. Çünkü aklin da hükmettigi gibi zulüm, Allah'in adalet ve hikmetine aykiri olan bir seydir. Alemlerin Rabbi olan Allah Teala hakkinda, adaletiyle çelisen zulüm yapmak düsünülemez oldugu gibi, hikmetiyle çelisen abes (hedefsiz, bos) ve kötü is yapmak da asla düsünülemez. Acaba, bütün bu kâinati tüm güzelligi ve nimetleriyle, kullarinin faydalanmasi için yaratan ve yaratiklarinda hiçbir kör nokta koymayan Allah Teala'nin zalim olmasini veya hikmete aykiri davranmasini akil kabul edebilir mi?


Bundan da öte, Allah Teala'nin kendisi Kur'an-i Kerim'de defalarca adaletin iyi, zulmün ise kötü oldugunu haber vermistir. Halki adalete çagirmis ve zülüm etmekten de sakindirmistir. Adaletin iyi bir sifat zulmün ise kötü bir is oldugunu bildiren bütün çirkin islerden münezzeh olan Allah Teala'nin kendisinin adil olmamasi, hasa zalim olmasi mümkün olabilir mi?


 Ancak; zulmün kötülük ve çirkinliginin farkinda olmayan, baskasinin kudreti ele geçirdigi taktirde, sahip oldugu makam ve mallarini elinden çikarmasindan korkan, baskalarinin elinde bulunan makam ve mallara göz diken ve sadece kendi menfaatini düsünen kimse zulme kalkisir.


Bilgisizlik, acizlik, korku ve menfaatperestlik gibi eksik sifatlar Allah Teala hakkinda asla düsünülmez.


Allah sonsuz ilim, hikmet ve kudret sahibidir. O hiçbir seye muhtaç degildir. O, mutlak kemaldir. Bütün hayirlara, adalet de dahil olmak üzere, tüm güzel isimlere sahip olan O'dur. Alemdeki varliklarin tek kaynagi O'dur. Varliklar O'nun varligindan var olmuslardir. Varlik aleminde ne kemal varsa hepsinin mensei O'dur. Böyle iken, var olmalari kendi varligina dayali olan varliklara, her seye sahip olan O Zat-i Pâk'in zulmetmesi nasil düsünülebilir?


Hz. Zeyn-ül Abidin (a.s) bu hususta söyle buyurmustur: "Ey Allah'im! Senin hükmünde hiçbir zulmün olmadigini biliyorum....Zulmetmeye zayif ve güçsüz birisi kalkisir ve gerçekten Sen bundan çok-çok yücesin."[57]


Buna göre, Allah Teala kullarina zulmetmez ve onlar hakkinda kötülügü de istemez. Çünkü O, bu isin kötü oldugunu en iyi bilendir. O, isi terk etmeye de kadirdir. O, hiçbir seye de muhtaç degildir. Allah Teala kullarinin küfre düsmesine razi olmaz ve yaptigi tüm isleri hikmet ve hedef üzere yapar. "Eger inkar ederseniz bilin ki, Allah sizden müstagnidir. Kullarinin inkarindan hosnut olmaz. Eger sükrederseniz sizden hosnut olur. Hiç bir günahkar digerinin günahini yüklenmez. Sonunda dönüsünüz Rabbinizedir; yaptiklarinizi o zaman size haber verir; çünkü O, kalplerde olani bilir." [58]


2- Allah Teala Kullarina En Hayirli Olani Seçer
Allah Teala'nin kötü is yapmadigina ve zulmetmedigine inandigimiza göre, Allah Teala'nin kullarina en uygun olan seyi takdir ettigine de inanmaliyiz. Çünkü bunun aksi de adalete aykiri olup, zulmetmektir.


Bir kulun kendi hakkinda bir seyi yararli görmesi mümkündür. Ama her seyden haberdar olan Allah, kullarini sevdiginden ve onlara karsi merhametli oldugundan, onlar hakkinda maslahatlarinin gerektirdigini (faydali olani) yapar; gerçekte maslahat olmadigi halde, kullarin kendi maslahat gördüklerini degil.


Allah Teala söyle buyuruyor: "Allah sizlere kolaylik istemistir ve sizlere zorlugu irade etmemistir." [59] "... Hosunuza gitmeyen bir sey hakkinizda iyi olabilir ve hosunuza giden bir sey de hakkinizda kötü olabilir. Allah bilir siz bilmezsiniz."[60]


Yüce Allah üstün hikmet sahibidir. O, faydali olmayan hiçbir isi yapmaz. Bütün alemi özel bir nizam üzere yaratmistir. Öyle ki, onun hiç bir noktasi hesapsiz ve düzensiz vücuda gelmemistir. Alemde varolan hiçbir sey düzensiz ve gereksiz yaratilmamistir. "Gökleri yedi kat üzerine yaratan O'dur. Rahman'in bu yaratmasinda bir dü­zensizlik bulamazsin. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin? Bir aksaklik bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umdugunu bulamayip bitkin ve yorgun düser." [61]


Sonsuz kerem, ihsan ve lütuf sahibi olan Allah Teala nimetlerini esirgemeden daima kullarina bagislamaktadir. Varlik alemi bastan basa O'nun yaratiklarina, özellikle de en serefli yaratigi olan insanogluna olan ihsanidir.


Kendisi söyle buyuruyor: "Sizin için yeri durak, gögü bina eden, size sekil verip de seklinizi güzel yapan, sizi temiz seylerle riziklandiran Allah'tir. Iste Rabbiniz olan Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!" [62]


Varlik alemindeki bazi olaylarin felsefelerini bilmedigimizde, onlarin zulüm ve haksizlik oldugunu sanmayalim sakin. Bu düzen, varligini öyle ilim ve güç sahibi bir vücut kaynagindan almistir ki, zulmetme etkenlerinin hiç biri onda bulunmamaktadir. Bizim için ne irade etmisse, ne istemisse lütuf ve muhabbetinden kaynaklanmistir.


Yüzeysel bir bakis açisinda bazi seyler yararsiz veya zararli gözükse dahi bu, bizim aklimizin ve ilmimizin kisitli ve sinirli olusundan böyle gözükmededir. Biz insanlar çok az bir ilme sahibiz ve varlik hakkindaki bilgilerimiz çok sinirlidir.


Nitekim Allah Teala buna isaret ederek söyle buyurmustur: "...Ve size ilimden ancak az bir sey verilmistir." [63]


Bunun için bir seyin zararli veya yararli olup olmadigini bilmek için, onun sadece insanlardan bir grup veya birisiyle olan iliskisine bakmamak, her yönden incelemek gerekmektedir. Aslinda bir yönden faydali, diger bir yönden de zararli olan bir seyi, mutlak ser bilmenin kendisi çok büyük bir hatadir. Siki bir zincirleme baglantisi olan alemdeki bu olaylar, bir yer için, bir zaman için ve bir grup için zararli gözükse de, baska yönlerden faydasi daha da fazla olabilir.


 Dünyada zorluklarin ve belalarin olmadigini söylemek istemiyoruz. Dünya hayatinda bir çok zorluklar, musibetler ve inis çikislar vardir ve kesinlikle de var olmaya devam edecektir.


Öyleyse, her zorlugu aklimizin gelismesi için bir vesile ve ruhumuzun kemale ermesinde bir manevra meydani bilmeliyiz. Kendi elimizle kendimizi bu zorluklar ve musibetler girdabina atarak, "alin yazimiz budur" deyip teslim olmaliyiz demek istemiyoruz. Hayir, mü'min bir insanin, daima zorluklarla savasmasi, direnmesi, çaba göstermesi, aklini çalistirarak bulundugu her durumdan ve karsilastigi her olaydan ruhunu kamillestirmek için faydalanmasi gerektigini söylüyoruz.


 Zira, her ne kadar belalar, zorluklar ve musibetler, Allah'in kahir ve gazap suretiyle tecelli eden yüzüdürse de, onlarin insanin tekamülündeki rolü nazara alindiginda, aslinda karsiliginda sükredilmesi gereken büyük nimetlerden olduklari ortaya çikiyor.


Hz. Imam Hasan Askeri (a.s) söyle buyurmustur: "Hiçbir bela yoktur ki, onu Allah'in bir nimeti kusatmis olmasin." [64]


O halde dikkat edilmesi gereken nokta sudur ki, nimetin nimet olmasi ve zorlugun da belaya dönüsmesi bizim kendi tutum ve tavrimiza dayali olan bir olaydir. Bizler tüm belalari nimete dönüstürerek kemale yönelebilecegimiz gibi, nimetleri de belaya çevirerek seytanlara yem olabiliriz.


3- Allah Teala Herkese, Ancak Gücü Yettigi Kadar Yükler
Biz Ehl-i Beyt dostlari, Allah'in adil olduguna inandigimizdan, Allah Teala'nin insanlari güçleri yetmedigi seylerden sorumlu tutmadigina inaniyoruz. Yani, Allah Teala herkesten kudret ve gücü oraninda bir takim ödevler istemis, kimseyi imkan ve yeteneginden fazlasiyla görevlendirmemistir.


 Yine inaniyoruz ki, Rahman ve Rahim olan Allah, herkese kendi eliyle kazandigini verir; hiç kimseyi baskasinin suçuyla cezalandirmaz. Herkesin yaptigini kendisinden sorar ve halki hükmünü açiklamadigi seylerle kiyamet günü sorguya çekmez. "Hiç bir günahkar digerinin günahini yüklenmez." [65] "Kim bir zerre agirliginda iyilik yapmissa, onu görür. Kim de bir zerre agirliginda kötülük yapmissa onu görür." [66]


Iste bu amaçla iman edenleri cennetle müjdelemeleri, inkarcilari ise cehennemle korkutmalari için peygamberler göndermis, insanlar aralarinda ayriliga düstükleri seyde hak üzere hükmetsinler ve dogru yolu bulsunlar diye, o peygamberlerle birlikte kitap ve ölçek de indirmis ki, bunlarin gelisinden sonra insanlarin, yarin kiyamette "Bizi imana çagiran olmadi" diye Allah'a karsi bir hüccet ve özürleri olmasin. "Eger onlari ondan önce bir azaba ugratarak yok etseydik: "Rabbimiz! bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmazdan önce ayetlerine uysaydik, olmaz miydi?" diyeceklerdi." [67]


Hükmünde hikmet sahibi olan Aziz Allah, bir de son din olan Islam dinini kamil kilmak amaciyla Resulullah (s.a.a)'dan sonra, Hz. Ali (a.s) ilki olmak üzere, masum imamlar tayin etmis, böylece herkese dogru ve yanlis yolu göstermistir.


Kimseyi hakikati kabullenmeye zorlamadigi gibi, hakikati bulmak isteyenlerin karsisina zorluk da çikarmamistir. Seçim hakkini, gerçek yolu gösterdikten sonra herkesin kendine birakmistir. Dileyen sükredenlerden olup Allah'in yolunu seçer, ya da nankörlük edenlerden olup seytanin yolunu seçer. "Biz ona (insana) yol gösterdik. Ister sükreder, isterse de nankör olur." [68]


Hz. Imam Cafer Sadik (a.s)'dan söyle rivayet edilmistir: "Allah'in, kullarini günahlara zorladigina veya onlari güçleri yetmedigi seylerle görevlendirdigine inanan bir kimsenin kestigi etten yemeyin, sahitligini kabul etmeyin, arkasinda namaza durmayin ve ona zekâttan hiçbir sey vermeyin."[69]


Ibrahim bin Ebu Mahmut diyor: "Hz. Imam Riza (a.s)'a: "Acaba Allah, kullarina güçleri yetmedigi seyleri teklif eder mi? (onlardan ister mi?)" diye sordum. Imam Riza (a.s) söyle buyurdu: "Bunu nasil yapar? Halbuki kendisi Kur'an'da: "Ve Rabbin asla kullara zulmedici degildir" [70] buyurmustur." [71]


Imam Cafer Sadik (a.s) söyle buyurmustur: "Yemin ederim o Allah'a ki, kullarina güçlerinin yettigi miktardan daha asagi seyleri teklif etmistir. Güçleri daha fazla oldugu halde onlara, gece ve gündüzde ancak bes vakit namaz kilmayi, yilda sadece bir ay oruç tutmayi ve ömür boyu ancak bir defa hacca gitmeyi vacip kilmistir." [72]


Buna göre Allah Teala'nin adaletiyle ilgili olarak yukarida degindigimiz hususlarin ispati için Ehl-i Beyt mektebinin ikame ettigi delilleri söyle siralayabiliriz:


Allah Teala'nin Adaletini Ispatlayan Deliller
1- Allah Teala mutlak kemaldir. O'nun kemalinin üstünde olan bir kemalin ve O'nun iradesinin üstünde bir iradenin olmasi mümkün degildir. O, mutlak kudret sahibidir. Diledigini önünde hiçbir engel olmaksizin yapar.


Ancak Allah'in iradesi O'nun kemal sifatlarindan kaynaklandigindan, hiçbir zaman kemal sifatlarindan olan hikmet sifatina aykiri olan asagilik, eksiklik, faydasiz ve bos sayilan seyleri irade etmez. Aksine, devamli olarak kendi kemaline layik iradelerde bulunur. Allah'in kemal sifatlarina layik olan, devamli olarak yaratiklarina karsi ihsan etmek ve onlara hayir ulastirmak oldugundan; O, hiçbir zaman yaratiklarina zarar vermeyi ve zulmetmeyi irade etmedigi gibi, onlari güçlerinin yetmedigi seylerle de mükellef kilmaz. Onlarin hak ettikleri mükafatlari da onlardan esirgemez. Onlarin hiçbirini baskasinin yaptigi suçtan dolayi da cezalandirmaz. Zira böyle seyler hikmet ve ilim sahibine yakismaz. O halde Allah'in bütün yaptiklari yaratiklarinin hayrina olup adalet ve hikmet çerçevesi dahilinde vuku bulmaktadir.


2- Zulmün nedenlerini arastirdigimizda, zulmün, cehalet veya güçsüzlük ya da ihtiyaçtan kaynaklandigini görmekteyiz. Bunlarin hiç biri de mutlak kemal ve kudret sahibi olan Allah Teala'da bulunmadigina göre, Allah Teala'nin zulmetmesi mümkün degildir.


3- Akil, zulmün bütün çesitleriyle kabih (çirkin) olduguna hükmetmektedir. Mutlak kemal ve hikmet sahibi olan Allah Teala'nin çirkin bir isi yapmasi veya çirkin bir sifata sahip olmasi aklin hükmü geregince muhaldir.


Sonuç olarak; Allah Teala'nin bütün boyutlariyla adil olmasini, O'nun kemali gerektiren, kemal sifatlarina sahip olmasi, zulüm ve bos seyleri gerektiren eksik sifatlarindan da münezzeh olmasi gerektirmektedir.


 4- Kur'an-i Kerim'in bir çok ayetinde ve Hz. Resulullah ve Ehl-i Beyt Imamlari'ndan gelen hadislerde zulmetmek kinanmis ve Allah Teala'nin zulmetmesinin mümkün olmadigi bildirilmistir. O halde Allah Teala'nin zulmetmesi muhaldir.


Allah Teala söyle buyuruyor: "Süphesiz Allah, zerre agirliginda haksizlik etmez ve eger yapilan is hayir olursa, onu arttirir ve kendi katindan büyük bir mükafat verir." [73]


Yine söyle buyuruyor: "Allah, insanlara asla zulmetmez. Yalniz insanlar kendilerine zulmederler." [74] Vs.


Buna göre Cenab-i Hak bütün boyutlariyla her türlü zulümden münezzehtir.


Ancak burada karsimiza birkaç süphe çikiyor. Adaleti savunanlarin bu süphelere cevap vermesi gerekir.


Allah Teala'nin Adaletiyle Ilgili Süpheler
1- Yaratiklar arasinda özellikle de insan aleminde görülen farkliliklar ve ayrimlar Allah'in adaletiyle nasil bagdasir? Neden Allah bir insani beyaz digerini siyah, birini güzel digerini çirkin, birini zengin digerini fakir, birini zeki digerini geri zekali olarak yaratmistir? Hatta neden Allah bir varligi akil ve ilim sahibi olan insan, digerini hayvan, ötekini bitki ve öbürünü cansiz bir varlik kilmistir? Niçin bütün varliklari ayni sekilde yaratmamis? Niçin bütün insanlara ayni güzellik ve akli vermemistir? Vs.


2- Neden varliklar var olduktan sonra yok oluyorlar? Niçin ölüm vardir? Niçin insan hayata gelip hayatin tadini aldiktan ve ebedilik arzusuna kapildiktan sonra henüz hayatinin tadini çikarmadan alip götürülüyor? Bunu nasil Allah'in adaletiyle bagdastiriyorsunuz?


Eger bir varlik var edilmeseydi, bir sey denilmezdi. Ama var edildikten sonra varligini devam ettirme hakkina sahip olur. Niçin var edildikten sonra varliginin tadini çikarmadan yok ediliyor? Bütün bunlar Allah'in adil olmadigini göstermiyor mu?


3- Farkliliklardan, ayrimlardan ve yok olmalardan geçilse bile, niçin varlik alemi ve özellikle de insan alemi bu kadar belalar ve musibetlerle doludur? Insanlari üzen ve hayatlarini zehre çeviren hastaliklarin, zelzelelerin, firtinalarin ve çesitli belalarin varligi niçindir? Böyle seylerin varligi yaratanin adil olmasiyla nasil bagdasir? Vs.


4- Niçin cahillik, acizlik ve yoksulluk vardir? Acaba bir varliga, varligini sürdürmekte ihtiyaç duydugu ilim, kudret ve serveti vermemek ona zulmetmek degil mi? Eger hiç var edilmeseydiler bir sorun yoktu. Ama bir varlik var edildikten sonra varligini sürdürmekte muhtaç oldugu, bu gibi seylere sahip olmaya hak kazanir. Bu durumda bunlari ondan esirgemek ona yapilan bir zulüm degil midir?


Sonra; niçin varliklar arasinda mikroplar ve eziyet verici hayvanlar gibi zararli varliklar da yaratilmistir? Bunlarin varligi Allah'in hikmet ve adaletiyle bagdasir mi?


Sonra; bazi seyler zararli olmasalar dahi, bir faydalari da olmadigini görmekteyiz. Meselâ, bazi insanlarda altinci parmagin olmasi ne ise yarar? Allah Teala niçin böyle faydasiz seyleri yaratmistir? Böyle seyleri yaratmak onun hikmetiyle bagdasir mi?


Hatta böyle seylerin varligi, varlik alemini hikmet sahibi birinin yaratmadigini bile kanitlamaktadir. Zira eger cihanin yaraticisi ilim, hikmet ve kudret sahibi olsaydi; elbette ki, böyle seyleri yaratmazdi. O halde ilahiyatçilarin, "Bu cihani ilim, hikmet ve kudret sahibi olan Allah yaratmistir" iddiasi dogru bir iddia degildir.


5- Allah'in kiyamet günü günahkarlara verecegini bildirdigi cezalari, nasil O'nun adaletiyle bagdastirabiliriz? O'nun günahkarlara verecegini bildirdigi cezalar, asla onlarin isledikleri suçlara uygun cezalar degildir. Allah kiyamet günü verecegi cezalarin çok kati ve aci olacagini ve hatta bazilarina ebedi olarak ceza verilecegini bildirmistir. Nasil kisa bir ömür süresinde islenen suçlara böyle agir cezalar verilebilir? Böyle agir cezalarin verilmesi nasil O'nun adalet ve sefkatiyle bagdasabilir? Vs.


Cevap: Varlik aleminde müsahede edilen yukarida isaret ettigimiz serlerin, belalarin ve olumsuzluklarin varligi bazilarini, alemin icadinda ilim, hikmet ve kudret sahibi olan bir mebdein varliginda süpheye düsürüp inkara iterken, bazilarini da, serlerle hayirlarin arasinda bulunan zati ihtilaf ve farklilik yüzünden, onlarin hikmet ve ilim sahibi bir mebdeden neset bulamayacagina ve dolayisiyla serler için bir mebde ve hayirlar için de ayri bir mebde olduguna inanmaya götürmüs ve böylece saneviye (çok tanrili) akidesini dogurmustur.


Islam bilginleri, bu ve benzeri itirazlari genis olarak ele almis, hepsine cevap verilmislerdir. Ancak, bu gibi itirazlara verilen cevaplar, özet ve tafsilatli olmak üzere iki kisma ayrilir. Biz ilk olarak özet olarak verilen cevaba isaret edip, sonra genis olarak her süpheye cevap verecegiz.


Özet cevap, genellikle din isiginda sonsuz ilim, hikmet ve kudret sahibi bir yaraticinin varligina inanan iman ehlinin, bu gibi süpheler karsisinda izledigi yoldur. Onlar, bu gibi süphelerin tamamina verdikleri bir cevapla kendi vicdanlarini rahatlatmislardir.


Söyle ki; kesin delillerle evrenin ilim, hikmet ve kudret sahibi bir mebdeden neset buldugu ispatlandiktan sonra, sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi olan bir yaraticinin yaratiklarina zulüm ettigini düsünmek anlamsiz olur. Zira, böyle bir yaraticinin kimse ile bir düsmanligi yoktur ki, birilerine zulmetmeye kalkissin veya bütün kemallere sahip olan bir yaraticida ihtiyaç, kiskançlik ve bilgisizlik gibi eksik sifatlar söz konusu olamaz ki, O'nun birilerine zulmettigi hayal edilsin.


Kisacasi; zulüm denilen seyin mensei, ya cahillik, ya güçsüzlük ya da ihtiyaçtir. Sonsuz kemal sahibi yaraticida böyle seylerin olmasina bir yer yoktur. O halde O'nun kimseye zulmettigi düsünülemez. O, sonsuz ilim, güç, hikmet sahibidir. En mükemmel düzeni, O herkesten daha iyi bilir ve icat etmeye de kadirdir. O halde O'nun yarattigi en mükemmel düzendir. Dolayisiyla serler olarak nitelenen seyler, eger ekmel düzene aykiri olsaydi, elbette ki Allah onlari yaratmazdi. Demek ki, bizlerin serler, olumsuzluklar ve zararlar olarak niteledigimiz seyler aslinda böyle degildir. Gerçi, biz bu sinirli ilmimizle onlarin hikmet ve felsefesini bilmesek dahi, onlar gerçekte bir hikmet üzere yaratilmistir ve ekmel düzenin geregidir.


Bu düsünceye göre; gerçi, bizler bir takim seylerin hikmet ve felsefesini bilmesek dahi, bizlerin bilmemesi, onun hikmetten yoksun oldugu anlamina gelmez. Zira onu yaratan hikmet ve ilim sahibidir. Mutlaka o sey belli bir hikmet geregidir ki, yaratilmistir.


Eger faraza bizler cihandaki varliklarin bazilarinin hikmetini anlamasak da; bu, onun hikmet geregi olmadigina delil olamaz. Bu, ancak bizim o konuda yeterli bilgiye sahip olmadigimizi gösterir. Zira evrenin bastan basa sonsuz hikmetlerle dolu oldugunu görmekteyiz. Dolayisiyla bazi konulardaki hikmet ve sirri anlamamamiz, onun bastan basa hikmetsiz olduguna bir delil olamaz.


 Meselâ, elimizde bulunan derin ilmi muhtevayi içeren bir kitabi okurken, bizlerin onun bazi bölüm veya satirlarini çözemememiz, hiçbir zaman o kitabin üstün ilmi kariyere sahip olan bir müellif elinden çikmadigina bir delil olamaz ve böyle bir durumda biz, o kitabin kendiliginden yazilmis olduguna hükmetmeyiz. Aksine, bizim ilmi yapimizin, henüz o kitabin tamamini anlamaya yeterli olmadigina kanaat getiririz.


Sonsuz hikmet ve sirlarla dolu olan bu cihan de böyledir. Biz, onun bazi sirlarini çözmekten aciz kaldik diye, onun bastan basa hikmet ve ilim üzere kurulu olmadigina hükmetmemiz, son derece cahillik ve kendini begenmisliktir. Zira; bir seyin zararli veya yararli olduguna dair hükmetmek için, onun A'dan Z'ye kadar her yönünü bilmemiz ilk sarttir. O halde henüz kendi varliginin A'sinda aciz kalan bir insanin kalkip tüm evren hakkinda ahkam kesmesi, mantik ve bilim disi bir olaydir.


Hz. Imam Sadik (a.s), Mescid-ün Nebi'de Hz. Resulullah (s.a.a)'in kabri serifi basinda zamanin ateistleri olan Ebu-l Avca ve arkadaslarinin evrenin ilim ve hikmet sahibi bir yaraticisi olmadigina ve kendiliginden olustuguna dair konusmalarini duyup da üzülen ashabindan Mufazzal'a, Allah Teala'nin varligini ve sifatlarini ispat eden ve yaratilis alemindeki hikmetleri içeren, yüksek marifetlerle dolu uzun bir açiklamasinda iste bu delile dikkat çekerek söyle buyurmustur:


"Ey Mufazzal! Bu süpheciler, yaratilistaki sebep ve hikmetleri bilmemekteler. Akillari, Allah Teala'nin karada ve denizde, ovada ve dagda yaratmis oldugu çesitli varliklarin hikmet ve nedenlerini düsünüp anlamaktan aciz kalmistir. Böylece kendi ilimlerinin eksikliginden inkarciliga, basiretlerinin azligindan da yalanlama ve inatçiliga gitmislerdir. Hatta esyanin yaratilisini inkar edip, onlarin, hikmet ve ilim sahibi bir müdebbir ve yaraticinin tedbiri ve taktiri olmadan kendiliginden olustugunu iddia etmeye baslamislardir.


Onlarin bu sapikliklarindaki durumu, aynen o kör insanlarin durumuna benzer ki, en üstün ve güzel bir düzenle kurulmus olup, en güzel ve pahali yaygilarla dösenmis olan, içerisinde ihtiyaç duyulan her türlü yiyecek ve içeceklerin hazirlandigi ve her seyin en üstün bir tedbir ve düzenle yerli yerinde konup düzenlendigi bir binaya girerler. Sonra gözleri kapali olarak onun içerisinde saga, sola, öne ve arkaya giderek, odalarini dolasmaya baslarlar. Ama ne o binanin kendini, ne de içerisinde hazirlanan o nimetleri görürler.


Bu arada biri, gerekli bir ihtiyaç için hazirlanip, gerekli yerine konan bir nesneyi bulur. Fakat onun ne için hazirlandigini, hikmetinin ne oldugunu ve niçin oraya konmus oldugunu bilmez. Bu yüzden sinirlenip rahatsiz olur ve o binanin eksikliginden söz edip yapanini ayiplamaya baslar.


Iste yaratilisi ve ondaki hikmet ve tedbiri inkar edenlerin durumu budur. Onlarin zihni, esyadaki, hikmet ve sebepleri anlamaktan aciz kaldigi için, bu alemde saskin saskin gezip, onda olan üstün hikmet, yüce sanat ve güzel düzeni kavrayamiyorlar. Bazen bir seyi buluyorlar, ancak ondaki hikmeti, niçin öyle oldugunu ve neye yaradigini bilmediklerinden, hemen ayiplamaya koyulup onun hata ve hedefsiz oldugunu öne sürüyorlar..." [75]


Bu yol, kendi haddinde dogru bir yol ve dogru bir istidlal biçimi olup, bir çok vicdani rahatlatacak niteliktedir. Ancak Islam bilginleri bununla iktifa etmemis ve zikredilen süphelerin kökten halline gitmislerdir. Simdi bu süpheleri teker-teker ele alip cevaplandiralim.


 


--------------------------------------------------------------------------------


[51]- Bkz. Mukaddime-i Et- Tevhid Maturidi'nin s. 10


[52]- Bkz. Mukaddime-i Et-Tevhid Maturidi'nin s. 18


[53]- Bkz. Mukaddime-i Et-Tevhid Maturidi'nin s. 18


[54]- Nehc-ül Belaga: Hutbe no: 82


[55]- Nehc-ül Belaga: 427. özdeyis


[56]- Müfradat-i Ragib: s. 315


[57]- Misbah-ül Mütehaccit s. 188


[58]- Zümer: 7


[59]- Bakara: 185


[60]- Bakara: 216


[61]- Mülk: 3, 4


[62]- Mü'min: 64


[63]- Isrâ: 85


[64]- Bihar-ül Envar c. 87 s. 374


[65]- Zümer: 7


[66]- Zelzele: 7, 8


[67]- Tâhâ: 134


[68]- Insan: 3


[69]- Vesail-us Sia c.5 s.391)


[70]- Hac: 10


[71]- Bihar-ül Envar c. 5 s. 11


[72]- Vesail-us Sia c.1 s.15


[73]- Nisâ: 40


[74]- Yûnus: 44


[75]- Bihar-ül Envar c. 3 s. 59, 60

  • İstatistikler: 1 Mesajlar | 86 Görüntüleme

Buradan giriş yap:

Not a member of this network?

Alternative logins

You can use an account of a third party.

Komünite detayları

  • Search for:

  • Komünite adı

    Oniki-Imam-Yolu
    Foruma hoşgeldiniz

  • Kurucu

    Oniki Imam Yolu Yön.

  • Kuruluş

    12.11.2008

  • Members

    28

  • Dil

    Türkçe